Giresun Işık Gazetesi -
$ DOLAR → Alış: 3,78 / Satış: 3,80
€ EURO → Alış: 4,66 / Satış: 4,68

AFRİN’DEN LEFKOŞA’YA

Hüseyin Mümtaz Bayazıtoğlu
Hüseyin Mümtaz Bayazıtoğlu
  • 24.01.2018

Önce biz başlattık…

“Bir gece ansızın” dedik 74’ü hatırlattık; “Zeytin Dalı” dedik “Barış Harekâtı”na gönderme yaptık.

Necati Ateş de “İkinci Kıbrıs’ımız Oluyor” başlıklı yazısında mecburen;

“Afrin, 2 bin 850 kilometre kare, yani Kıbrıs’tan büyük.  Afrin’e işgal etmek için değil, barışı getirmek ve ‘vatanın bölünmez bütünlüğünü’ sağlamak için Mehmetçik göndermek zorunda kalıyoruz. Yine anladığım şu: Girerim, vururum. Temizlerim. Sonra dönerim yok. Hep orada olmak zorundasın. İkinci Kıbrıs’ımız oluyor” diye yazdı.

                Üç ayrı taraf “pası aldı”;  1).Malûm Afrika Gazetesi; “Türkiye’den bir işgal harekâtı daha” manşetini attı, 2.Gençlik hikâyeleri bir şehir efsanesi gibi halâ Samanbahça’da dolaşan “vekilemiz” de ateşe benzini döküverdi.

İşte orada elektrikler kesildi, film koptu!

3.Sosyal medyada örgütlenen kalabalıklar Afrika Gazetesi’ni dağıttı, Meclis’in bile çatısına çıktı, polis “müdahale etmedi”.

Hâlbuki 2003’deki Analarının planladığı “Yes be annem” döneminde yukarıda saydıklarımızın hepsi ve şimdi “sert çıkan” her devrin “âkil adamı” Talât aynı safta değiller miydi?

Afrika Gazetesi, aynı kalabalıklar, Talât ve diğerleri.

Elbirliği ile “% 65 Evet” çıkarmamışlar mıydı?

Ne oldu da farklı tavırlarda ve farklı mevzilerde cepheleştiler?

Lâfı fazla uzatmadan, “Kıbrıs Postası”ndan iki muhteşem alıntı yapacağım, önce Nazım Beratlı;

1.“Türkiye’nin bugünkü güney ve doğu sınırlarını silahla çizen, bizzat Mustafa Kemal Atatürk’tür. Rus sınırını 2. Ordu Komutanı olarak, Muş’a kadar gelmiş Rus birliklerini bizzat bugünkü sınıra itmek suretiyle.  Güney sınırını da Liman von Sanders’ten sonra Yıldırım Orduları Komutanı olarak, Osmanlı birliklerini taa Nablus’tan bugünkü sınıra kadar, yok olmadan başarı ile geri çekebilmiş Ordular Grubu komutanı sıfatıyla. Savaşın sonunda imzalanan Mondros Mütarekesi’nde, ‘Savaş sonrası sınırlar, herkesin ordusunun bugün bulunduğu noktadan başlar’ dendiğine göre, bunu tartışmak bile abesle iştigaldir.

Bu Mustafa Kemal Paşa, mütarekeden sonra İstanbul’dan bir emir alır: ‘İngilizler, İskenderun’a küçük bir birlik çıkarmak istiyorlar. Kolaylık sağlayın…’

Sadrazam’a verdiği yanıt, şöyledir:

‘İskenderun’un tek başına askeri bir önemi yoktur! Ancak eğer birisi, Musul ile Akdeniz arasında bir koridor oluşturmak isterse, İskenderun Limanı anlam kazanır. Bu bakımdan, buraya çıkarılacak bir birliğin hedefi, Musul’dur. Mütareke şartlarına, nüfus yapısına ve tarihsel gerçeklere göre, Musul bizim sınırlarımız içindedir ama burası önemli bir de petrol yatağıdır.  Verdiğiniz emri uygulamaya mezun değilim. Musul’dan Akdeniz’e Suriye’nin kuzeyinde bir koridor oluşturup, bize ait olan yer altı ve yer üstü kaynaklarını İngilizlere peşkeş çekemem. İskenderun’a yaklaşabilecek her İngiliz gemisi, top ateşi ile karşılanacaktır… Kendilerine bildiriniz…’

Bâb-ı Âli paniğe kapılır, ordular grubu lâğvedilir, Paşa ordusuz kalır, İstanbul’a geri çağrılır. İngilizler de İskenderun’a çıkıp, onun ‘Sonra bunu yaparlar, izin veremeyiz’ dediği şeyi yaparlar. Yaveri Cevat Abbas’a o ünlü ‘Geldikleri gibi giderler’ sözünü, İstanbul’a döndüğünde Haydarpaşa Limanı’nda söyler. Öte yandan da Sykes ve Picot, otururlar, çıkar ve petrol hesaplarına göre, Orta Doğu’yu harita üzerinde cetvelle bölerek, paylaşırlar. Bölgenin hiçbir yerinde toplumsal aidiyetin ulus ile belirlenmediği, kabileye, mezhebe, sülâleye göre biçimlendiği halklara, kendi değer yargıları ve çıkar hesaplarına göre, ‘ulus devletçikler’ donu giydirirler. O gün bu gündür, bu bölge iflah etmedi…

****

Bütün bu olanlar cereyan etmekte iken dedeleriniz,  benim yaşımda olanların babaları bile Osmanlı vatandaşıydılar… ‘Bize’ de bir şeyler ‘battı’ yani… Soyunu inkâr eden haramzade!

Şimdi aradan yüz sene geçtikten sonra, artık herkes kabul etti ki ta o 1918 yılında Mustafa Kemal’in ( daha Atatürk değildir) yaptığı tespit doğruymuş; bu bölgede Sykes-Picot Anlaşması ile ne devlet olur ne de huzur…

****

Çare? Isıtılıp önümüze sunulan yemek, halâ o eski yemektir! Hastalığın nedeni, çare diye ileri sürülüyor: Musul’dan Akdeniz’e Suriye’nin kuzeyinde bir koridor oluşturmak!

Bu, denenmiş ve yüz yıldır bölgeye sadece felâket, kan, gözyaşı ve savaş getirmiş bir çözümdür ama petrol çıkarlarını garanti ediyor!”

http://www.kibrispostasi.com/c1-KIBRIS_POSTASI_GAZETESI/j57/a32013-Ben-Turkiyeden-yana-tarafim

“Ordular Grubu Komutanı”, hem de “payitahta”;  “verdiğiniz emri uygulamaya mezun değilim” diyor.

Sonra Rasıh Reşat;

  1. “Dün Meclis’te yaşanan rezalet Doğuş Derya’nın bozduğu kantarın artık hepimizi bozuk tartacağının göstergesidir.

UBP’nin Doğuş Derya yemin ederken salonu terk etmesi, CTP ile TDP’nin Hüseyin Özgürgün’e yönelik aynı hareketi yapması ve Meclis Genel Kurul Salonu’nun arka sıralarında bulunanların yaptığı terbiyesizlik bozulan ayarların ürünüdür. Meclis çatısına eylemcilerin çıkabilmesi ve polisin onları seyretmesi bundan sonra olacakların habercisidir. Asım Akansoy’un Bertan Zaroğlu’na ‘it’ diye hakaret etmesi ve onun da yanıt olarak ‘Ağzını burnunu kırarım’ lafı ne kadar yakıştı yüce meclise siz söyleyin.

Cumhurbaşkanı eğer bu ülkede yuhalanabiliyorsa, Meclis’in çatısına birilerinin fütursuzca çıkabileceği ve Anayasal Meclis yeminleri siyasi şova dönüşebiliyorsa ayarı 2013 yılında bozulan kantardandır.  Bu bozulan kantardan dolayı sendikalar Meclis Genel Kurulu devam ederken salonu basıp bildiri de dağıtabildiler. 8-10 saat konuşup siyasi şov yapanları da gördük.

Netice itibarıyla içine girmek için birbirlerini paralayanlar, girdikten sonra Meclis’in saygınlığını yerle bir etmeyi başarırken, devletin saygınlığının tehdit altında olduğunu düşünenler ise devletin ta kendisi olan Meclisi’n çatısına çıkarak bayrak sallayabilmiş, dışarıdan da itibarını al üst etmiştir.

Bunu ben 2013’e bağlıyorum. Farklı düşüncesi olan varsa beri gelsin. Küfürle falan yanıt verecek olanlar da olacak. Onlar da gelsin. Meclis bu hale sokulduktan sonra gerisi vız gelir tırıs gider.

Kötü bir gün geçirdik. Her yönüyle kötüydü.

Afrika Gazetesi’ne gösterilen tepki haklı ve meşru idi ama bu meşruiyet işin içine şiddet girince ortadan kalktı. Gazetenin bir önceki manşetine tepki gösterenler, haklı iken haksız duruma çok hızlı bir şekilde geçtiler. Belki de manşeti atanların ekmeğine de yağ sürmüş oldular.

Kantarın ayarı orada da bozuldu. Hem manşeti atanlar, hem de buna karşı şiddet kullanarak protesto etmek isteyenlerin eliyle.

Sonuçta ülkenin meclisinin itibarı yerle bir.  Bundan ötesi de yok sanırım.

Gerçekten üzgünüm.

Çünkü ayarını bozdukları kantarın yeniden düzgün tartacağıma inancım çok azaldı”.

http://www.kibrispostasi.com/c1-KIBRIS_POSTASI_GAZETESI/j72/a32006-Ayari-bozulan-kantar

Sizin de aklınıza “terazi ve dirhem”le ilgili o meşhur halk deyimi gelmedi mi?

Kıbrıs’ta son seçimlerden sonra bu güne kadar sayısal bakımdan UBP-HP-DP veya CTP-HP-DP-TDP koalisyonları mümkündü.

Vekile hanımın meclis kürsüsündeki şovu CTP’nin konumunu zorlaştırmıyor mu?

HP ve DP tavırlarını bir kere daha gözden geçirme ihtiyacı hissetmiyorlar mı acaba?

Yâni kısaca Afrin’den Lefkoşa’ya bağlanan bu zoraki yol, koalisyon çalışmalarını sıkıntıya sokmadı mı?

Afrika gazetesi ve vekile hanım aslında kime hizmet ediyor dersiniz?

Bitirirken de şu konuda fikrinizi almazsam rahat edemeyeceğim; Rusya- Amerika; cümle NATO ve AB ülkeleri Türkiye’nin Afrin Harekâtı konusunda fikir beyan edip, zor da olsa müsbet/çekimser tavır sergilerken; Arap/İslâm ülkelerindeki sessizliği neye yoruyor, nasıl yorumluyorsunuz?

YAZARIN SON YAZILARI
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ

Bir Cevap Yazın