istanbul hava durumu Kalite belgesi Saç Protezi FETUL LA DİNCİ’NİN ŞİFRESİ… - GİRESUN IŞIK GAZETESİ mobil porno mobil porno mobil porno mobil porno mobil porno
Giresun Işık Gazetesi -
$ DOLAR → Alış: 3,88 / Satış: 3,89
€ EURO → Alış: 4,57 / Satış: 4,59

FETUL LA DİNCİ’NİN ŞİFRESİ…

Candemir SARI
Candemir SARI
  • 16.07.2016

Eylül 2004’de bir yazı yazmışım. Bir uyarı niteliğinde… Başlığı, “Fetul la Dinci’nin şifresi ve müritlerinin bir yalanı…” diye idi.

Aradan tam 11 yıl geçmiş. O zaman ki öngörümüz bugün Türkiye’nin içinde bulunduğu sarmalı yansıtmış. Birileri gibi, “Biz söylemiştik” sözlerinden ziyade yazmışız.

Tam tamına 4 sayfa kaleme aldığımız o yazının bir bölümünü şimdi yeniden naklediyoruz;

FETUL LA DİNCİ’NİN ŞİFRESİ VE MÜRİTLERİNİN BİR YALANI…

Fetul La Dinci’nin müritleri yine bir şeylerin peşinde. Geçmişte olduğu gibi yarında bilinen tertip hareketlerinin peşinde olduğu artık unutulmaması ve hafızalardan çıkarılmaması gereken bir gerçek olmuştur. Güneş’in balçıkla sıvanmayacağı gibi artık bazı gerçekleri saklayarak nihai hedefi ve rüyalarını gerçekleştirmeleri mümkün değildir. Fetul La Dinci’nin şifresi çözülmüştür. Şifre; İman, hayat, iktidardır… Tüm çabalarının Türkiye’deki siyasal ve ekonomik güç dengesinde  söz sahibi olmak ve ranta ortaklık olmadığını artık bilmeyen kalmadı gibi… Yaklaşık 300 şirket ve holding, yıllık 600 trilyonluk ciro ve 25 milyar dolar tahmin edilen servetleriyle, sadece dinsel alanda değil, ekonomik alanda da vurdukları yerden ses getiren, üstelik dış ticaret becerileri olan girişimcileri ile dünyaya açılan büyük bir imparatorluk (!).

Askeriye, mülkiye-hukuk ve eğitim,  teşkilatlanılması ve ele geçirilmesi gereken ilk üç kurumdur.

Önlerinde en büyük engel ise Türk Askeri ve Türk Milliyetçiliği kavramının genişlemesidir.

Her fırsatta Türk Milliyetçiliğini dumura uğratacak varyasyonlara girmekten kendilerini alamazlar. İşte buna en basit örnek geçtiğimiz sene Aydınlar Ocağı içerisinde başlattıkları hakimiyet mücadelesidir. Bunu gerçekleştiremeyince böl ve parçala taktiklerini hayata geçirmeye çalışmışlar bunda da başarılı olamamışlardır.

Türk Askeri ile aralarında gizli bir satranç oyunu oynanmaktadır.

Çünkü, Fetul La Dinci’nin şifresi çözülmüştür bir kere.

Kendilerine ait gazetelerinde dün bir haber okuyunca malum tertiplerinden birini yine sürdürdüklerini anlamak hiç de zor değildi…

Haber aynen şu;

“İstanbul Aydınlar Ocağı eski Genel Sekreteri ve milliyetçi kesimin yakından takip ettiği ‘ulkucu.org’ sitesi yayın danışmanı Dr. Muhsin Kadıoğlu, ‘ulusalcılığın’ AK Parti iktidarına karşı gençleri sokağa dökmek için organize edildiğini açıkladı.
Sağ ve sol görüşten çeşitli grupların oluşturduğu ‘ulusalcı ittifak’ toplantılarının birinde kendisinin de yer aldığını bildiren Kadıoğlu, bazı sol grupların ‘millileşme eğilimi’nin kavram anarşisini de beraberinde getirdiğine dikkat çekti.
Sol grupların Türk milliyetçilerini kullanmak istediğini vurgulayan Kadıoğlu, ulusalcı ittifakın gerçekçi olmadığını kaydetti. Kadıoğlu, şunları söyledi: “Çünkü millileşme eğilimi gösteren sol gruplar içinde yer alanların lider kadrolarının ‘Türk’ kelimesinden bizim anladığımız manayı anlamadıklarını, ‘İslam ve din’ kavramlarına bakışlarının bizimle aynı olmadığını, AKP’yi iktidardan uzaklaştırmak için, ‘Kuvay-ı Milliye’ adını kullanarak Türk gençliğini AKP’ye karşı sokak eylemlerinde kullanmak’ hedefinde olduğunu hissettim. Nitekim eski Maocu, teröristbaşı Apo’nun kankası, şimdinin ulusalcısı bir şahsın oğlu, bir televizyon programında Kuvay-ı Milliye’yi ‘AKP’ye karşı sokak eylemleri başlatmak’ olarak tanımladı. Kuvay-ı Milliye ruhu, emperyalizme karşı topyekün mücadele ruhudur. Oysa, şimdinin ulusalcılarından bazıları hâlâ Doğu Türkistan’daki özgürlük savaşçılarına ‘Amerikan ajanı’ diyor. Yani, dünkü ağababalarıyla göbek bağları sürüyor…”
Kadıoğlu, Kuvay-ı Milliye kavramı etrafında 12 Eylül 1980 öncesinde olduğu gibi, “birilerinin” gençlik üzerinde “örtülü” bir program uygulamak isteyebileceğine dikkat çekti. Kuvay-ı Milliye’nin, İstiklal Harbi yıllarında işgalcilere karşı halkın tepkisi sonucunda kurulduğunun altını çizen Dr. Kadıoğlu, “Kuvay-ı Milliye, İstanbul Hükümeti’ni yok saymış, yeni bir bağımsızlık hareketi örgütlemişti. Şimdi Kuvay-ı Milliye teşkilatlanması yapılacaksa, gayri meşru ilan edilen kurumlar hangileri? Ordu görevinin başında, polis görevinin başında, halkın oyuyla seçilmiş bir hükümet var. O zaman bu teşkilat kime ve neye karşı kurulacak? Bir kavram kargaşasıyla karşı karşıyayız.” dedi.
Sol grupların Türk milliyetçilerinin ‘önce devlet’ felsefesini istismar ettiklerini belirten Kadıoğlu; “Kuvay-ı Milliye düşüncesinin tümüyle ‘devlet’ olmasa bile, bazı kurum ve kuruluşlara karşı ‘savaş açmak’ manasında algılandığı anlaşılıyor. Türk milliyetçileri demokratik yollarla iktidara gelmek isteyen bir fikir hareketidir. Dolayısıyla, sokak eylemlerini değil, bilgiyi ve yeni projeleri öne çıkartmaktadır. Sol bir taraftan ‘ulusalcılık’tan söz ediyor; ama internet sitelerinde Marks’ın, Lenin’in, Che’nin posterleri ve resimleri yer alıyor. Bunların neresi ulusal?” ifadesini kullandı. Kadıoğlu, Kuvay-ı Milliye adıyla bir araya gelen çeşitli sivil toplum örgütlerinin belli bir protokol imzalamadıklarını vurguladı. Soldan bazı kimselerin, üç beş kişiyi bir araya getirerek Kuvay-ı Milliye adıyla çeşitli dernekler kurduklarını kaydeden Kadıoğlu, bunun bir oyun olduğunu söyledi. Türkiye’de kendine “ulusal ittifak” adını veren grup içinde samimi olanların sayılarının son derece az olduğunu belirten Kadıoğlu, Ülkü Ocakları’nın söz konusu ittifakın içinde yer almadığına dikkat çekti. Türk milliyetçileri ile ittifak kurmaya çalışanların, sözde Ermeni soykırım anıtına çelenk koyan eski bir belediye başkanına ittifaka liderlik önerdiği iddiasında bulunan Kadıoğlu, “Bu, Türk milliyetçileri ile millileşme eğilimi gösteren sol gruplar arasındaki kan uyuşmazlığının en açık örneğidir. Bir tarafta terörist Apo’nun kankası, öte tarafta sözde Ermeni soykırım anıtına çelenk koyan eski bir belediye başkanı, diğer yanda Türk milliyetçilerinin siyasi partilerinin genel başkanına akıl almaz iftiralarda bulunanlar. Böyle ittifak olmaz.” dedi. Kadıoğlu, ‘ulusalcı hareket’in içinde yer alan bazı isimlerin kamuda görevdeyken AB uyum yasalarının kabulü için mücadele ettiklerine, şimdi ise uyum yasalarının Türkiye’yi bölünmenin eşiğine getirdiğinden söz ederek ‘felaket tellallığı’ yaptıklarına dikkat çekti. “

Haberi okuyunca elbette Fetul La Dinci’nin ekibi hakkında bilgisi olmayanlar doğal olarak ‘ne var bunda!’ diyebilirler.

Hatta rutin bir haber yorumu yapanlar bulunabilir. Ancak kazın aya öyle sanıldığı gibi değildir.

Şimdi öyleyse habere şöyle bir tekrar bakalım;

  • Muhsin Kadıoğlu haberde unvanından bahsedilerek “İstanbul Aydınlar Ocağı eski Genel Sekreteri” olarak bildiriliyor.
  • ‘ulusalcılığın’ AK Parti iktidarına karşı gençleri sokağa dökmek için organize edildiğini açıkladı deniliyor.
  • “Kuvay-ı Milliye, İstanbul Hükümeti’ni yok saymış, yeni bir bağımsızlık hareketi örgütlemişti. Şimdi Kuvay-ı Milliye teşkilatlanması yapılacaksa, gayri meşru ilan edilen kurumlar hangileri?” ifadeleri yer alıyor.
  • Türk milliyetçileri ile millileşme eğilimi gösteren sol gruplar arasındaki kan uyuşmazlığından bahsediliyor…

Öncelikle konunun daha fazla detaylarına inmeden belirtmekte fayda görüyoruz. Biz burada yukarıda yer alan haberin içerisinde var olan ve geçen, bilinçli olarak serpiştirilen bölücü unsur ve olumsuzlukların savunuculuğunu yapmıyoruz… Kaldı ki, üzerimize seve seve giydiğimiz Türk Milliyetçiliği ülküsü gömleğinden dolayı savunmamızda düşünülemez. Fakat sapla samanı aynı kefeye koyarak sağ gösterip sol vurarak belden aşağı taktik uygulayanları da hazmetmemiz mümkün değildir.

Tıpkı yukarıda olduğu gibi.

Dr. Muhsin Kadıoğlu’nu yazılarından ve her birimizde Aydınlar Ocaklarının birer neferi olmamız münasebetiyle tanırız.  Neleri söyleyip neleri söylemeyeceğini az çok tahmin ederiz.

Şimdi dönelim asıl konumuza…

Muhsin Kadıoğlu’ndan bahsederken haberi yazan muhabir “İstanbul Aydınlar Ocağı” ibaresi kullanması dikkat çekici. Ocağın adı, resmen ‘İstanbul Aydınlar Ocağı’ dır. Ama İstanbul Ocağı aynı zamanda manevi olarak Aydınlar Ocaklarının Genel Merkezi statüsünde olduğu için İstanbul ibaresi kullanılmaz. Fethul La Dinci’nin operasyonunda değişime uğramayan 5 ocak hariç diğer bütün ocaklar İstanbul’da ki Ocağı Genel Merkez olarak kabul etmektedir. Kaldı ki sayın Kadıoğlu bir önceki dönemde yönetimde genel sekreterlik görevinde bulunmuştur ama şu an ki yönetimde de kurul üyesi olarak görev yapmaktadır. ‘Eski’ kelimesini kullanmak ise besbelli varolan bir maksadın yansımasıdır.

İstanbul ibaresi ise hazımsızlığın…

Gelelim haberin notlarıma aldığım ikinci kısmına… ‘ulusalcılığın’ AK Parti iktidarına karşı gençleri sokağa dökmek için organize edildiğini açıkladı deniliyor. Son dönemde bir kavram haline gelen Ulusalcılık adeta bir provokasyonun yansıması olarak gösterilmiş.

Aman iyi takip edin.

Kadıoğlu’nun bu yorumu da yaptığından şüpheliyim. Yine hatta gazeteye bu demeci verdiğine bile…

Bir an verdiğini kabul edelim…

Biz burada da herhangi bir yorum yapmadan gerçek sözlere dikkat kesilelim.

Kadıoğlu, Aydınlar Ocağı Üzerinde Fetul La Dinci’nin cemaatinin başlattığı kampanyaya yönelik “Şimdi Hedef Aydınlar Ocağı…” başlıklı bir makalesinde bakınız aynen şunları söylemiştir. (Bu yazı halen Aydınlar Ocağının resmi Internet sitesinde yayınlanmaktadır)

“…Soğuk Savaş’ın sona ermesiyle, dünya siyaset sahnesinde, aktörler ve roller değişmiştir. Dün, SSCB içindeki Türklerin bağımsızlıklarını elde etmesi için, “bir yere kadar” NATO politikalarının destekçisi olan Türk Milliyetçileri, SSCB’nin dağılmasından sonra, ABD’nin, enerji hatlarının korunması ve kollanmasında Türkiye’ye “jandarma” görevi biçmesine karşı çıkmışlar, Türkiye’nin içte ve dışta “tam bağımsız” bir politika izlemesini savunmuşlardır. Afganistan’ın komünizm pençesine düşmemesi için verilen mücadelede de, ABD ile, Türk Milliyetçileri’nin görüşleri arasında paralellik vardı. Bazı başka politikalarda da.. Ancak, şimdi şartlar değişti.

Adriyatik’ten Japon Denizi’ne kadar olan geniş Türk coğrafyasında, Türkiye’nin geniş hareket alanı doğdu. Bu coğrafya, Osmanlı hinterlandından çok daha geniş bir coğrafya olarak karşımızda duruyor. Bu “bakir” coğrafyada, “söz sahibi” olmak için, Türkiye’nin içte ve dışta “tek yumruk”, “tek yürek” olması, ortak ideale kilitlenmesi gerekiyor.”

“Türk Milliyetçileri başkalaşmıyorlar, sol millileşiyor. Böyle bir durumdan, samimi Türk milliyetçilerinin rahatsız olması düşünülebilir mi?

Peki, rahatsız olanlar kim?

Bir fikir hareketi için en bedbaht an, mensuplarının “ikbal” uğruna, “ben” duygusunu yenememeleridir. Aydınlar Ocağı içinde, dün, bizim “kardeş” olarak gördüğümüz bazı kimseler, Türkiye’ye dışardan pompalanan “etnik milliyetçilik” akımının tesirinde kalarak, Ocağımızın “amaç”larına kendilerini “yabancı” hissetmeye başlamışlardır. Rahatsız olanlardan bir bölümü bunlardır. Bir başka grup ise, bu günkü iktidar partisi içinde yer alan bazı Ocak üyeleridir.

Gelelim üçüncü konuya… “Kuvay-ı Milliye, İstanbul Hükümeti’ni yok saymış, yeni bir bağımsızlık hareketi örgütlemişti. Şimdi Kuvay-ı Milliye teşkilatlanması yapılacaksa, gayri meşru ilan edilen kurumlar hangileri?” sorusunu sormuş yine Kadıoğlu!..

İşte Kuvay-i Milliye ruhunun yeniden canlandırılmasının sebebi… Yine Kadıoğlu, aynı makalede buna ayrıntılı olarak değiniyor;

“Bazı devlet adamlarının basiretsizliği, Türk Milleti’ni ve Türk devletini rencide ediyor.

Özellikle dış politikada yaşanan olumsuz gelişmelere, hemen her gün bir yenisi ekleniyor. Türkiye, AB ve ABD baskısıyla, binlerce yıllık Türk yurdu olan Dağlık Karabağ’ın Ermenilerce işgali sonrasında Ermenistan’a uyguladığı “ambargo”yu kaldırması için baskılara maruz kalıyor ve direnmiyor. AB ve ABD baskısıyla, Türk topraklarını işgal altında tutan Ermenilere, silah dışındaki her türlü lojistik destek, Türkiye üzerinden gönderiliyor.

Kuzey Irak’ta Barzani ve Talabani adındaki iki aşiret lideri, Türkiye’yi tehdit ediyor. Bu aşiret liderlerinin adamları, Türkmenlerin mezar taşlarına kadar yok ediyor, tapu dairelerini yakarak, Türklerin ve Arapların müklerine el koyup, Misak-ı Milli sınırları içinde kalan Musul ve Kerkük’ü “Kürtleştirmek” için her türlü adımı atıyor. 5 bin yıllık tarihinde benzeri olmayan şekilde, Türk askerlerinin başına “çuval” geçiriliyor, hükümet edenler, partililerinin yemeklerinden dahi kalkmıyorlar.

Vaktiyle, Osmanlı Devleti’ne “Girit’te bağımsızlık için halkoylaması yaparsanız, Avrupa ailesine girersiniz!” denilmişti. Osmanlı bu masumane “öneri”yi kabul ettiğinde, Girit’te çıkarılan isyanla Müslüman ahali öldürülmüş, sonucu belli bir “halk oylaması” yapılmıştı. Girit, Osmanlı’dan bu yolla koparılmıştı. Şimdi de, aynı oyun, Kıbrıs’ta oynanıyor.

Balkanlar’da Osmanlı izleri Vahabilerin sözüm ona “cami onarımı” projeleriyle tek tek yok ediliyor. Kosova’da “Türkçe” yok sayılıyor. Batı Trakya Türkleri, hala kendi müftülerini seçemiyorlar. Buna karşılık, Türkiye’yi yönetenler, Heybeliada’da “Papaz Okulu” açmak için kamuoyunu hazırlamakla meşguller..

Türkiye’de ardı arkasına, bir Hıristiyan’ın bile yaşamadığı bölgelerde 638 kilise açılıyor. Her türlü misyonerlik serbest bırakılarak, Anadolu’daki “İslam Mührü”nün kazınması çabalarını, hükümet “yasal” hale getiriyor.

ABD Başkanı Bush, “Haçlı Ordusu”ndan söz ediyor. Şuur altındakini dışa vuruyor. Sözüm ona “İslamcı” bir yönetim, 708 yıl sonra, Bağdat gibi, İslam tarihinde son derece önemli olan bir şehre Haçlı çizmesinin girmesini alkışlıyor.

Bu örnekleri öylesine çoğaltabiliriz ki..

Türk tarihinde, ihanetin böylesine boyutlara vardığı ve milli reflekslerimize gem vurulduğu başka bir ana rastlamak mümkün değildir.”

Dördüncü olarak, Türk milliyetçileri ile millileşme eğilimi gösteren sol gruplar arasındaki kan uyuşmazlığından bahsediliyor demiştik. Gerçi bunun cevabını yukarıda nakletmiştik ama bir kez daha tekrarlamakta fayda var. Ne demişti Kadıoğlu,

Türk Milliyetçileri başkalaşmıyorlar, sol millileşiyor. Böyle bir durumdan, samimi Türk milliyetçilerinin rahatsız olması düşünülebilir mi?

Peki, rahatsız olanlar kim?

Bir fikir hareketi için en bedbaht an, mensuplarının “ikbal” uğruna, “ben” duygusunu yenememeleridir. “

Kadıoğlu, koyu yazılan bölümleri (haberde kiler hariç) bizzat kendileri söylemiştir. Fetul La Dinci’nin gazetesinde verdiği kabul edilerek yayınlananlarla tamamıyla çelişmektedir.

Fetul La Dinci’nin şifresini rahmetli Hablemitoğlu çözmüştü.

Müritlerinin bir  yalanı da böylelikle yatsı olmadan söndü.

Netice itibariyle; raporlara yansıyan ve devletin en üst kurumlarının hazırladığı bir raporun son kısmını aynen aktarıyorum;

“Analiz ve araştırmalardan uzak Türk halkı ve küçük burjuvazisi bu maskeye hemen inanmış ve çabuk verilmiş kararlarla ‘ılıman İslam’ olarak gördükleri örgütü desteklemişlerdir. Ama örgütün diğer bütün dinci örgütlerden  daha akıllı olduğunun ve kritik güce ulaşana kadar bu ‘hoşgörü’ maskesini taktığının farkında değildir.”

Bilmem anlatabildim mi?

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ

Bir Cevap Yazın

Mersin'de vazgecilmez an gecirmek isteyenlerin sitesi escort sizleri bekliyor!
Turkiyede adini duyurmus en kalitali porno film izleme sitesi porno videolar
www.mobilsikisleri.com
3D ile Porno izle
porno izlemek zevkli porno filmler hd mobil porno izle

porno indir , adana escort , adana escort , porno izle , mersin escort , adana escort bayan , adult forum , istanbul escort , hatay escort ,