Giresun Işık Gazetesi -
$ DOLAR → Alış: 3,91 / Satış: 3,93
€ EURO → Alış: 4,63 / Satış: 4,65

OSMAN AĞA KARADENİZ’İN BAŞBUĞU’DUR

  • 09.02.2017

OSMAN AĞA KATİL VE CAHİL DEĞİL; BİLAKİS KARADENİZ SAHİLLERİNİN BAŞBUĞU’DUR

[TRT’YE CEVABIMIZDIR]

Malum haber TRT’de yayınlandı. Şebinkarahisarlı gazeteci merhum Ali Şükrü Bey belgeselinde konuşurken Gazi Hacı Topal Osman Ağamız için “kesinlikle cahil” yorumunda bulundu. Aklınca Ağamızın “kör cahil” olduğunu ima etti, ancak tepkiler üzerine daha sonra yaptığı açıklamasında “kesinlikle” ifadesini” es geçip “olayın farkında değil” mealinde “cahil kelimesini kullandım” dedi.

Peki gerçek neydi?

 

GİRESUN UŞAKLARI

“Deniz arkadaşıdır, bulutlar yoldaşı,

Enginlerde dolaşır Giresun Uşakları,

Onu böyle yücelten o eğilmez başıdır,

Kahraman ruhu taşır Giresun Uşakları,

 

Bora demez, kış demez fırtınada ve karda,

Sen onu görmelisin çok sevdiği çaparda,

Dalgaları elinde bir oyuncak yaparda,

Menziline ulaşır Giresun Uşakları,

 

Anasından dinledi henüz iki yaşında,

Yiğit ninnilerini beşiğinin başında,

Kahramanca dövüştü İstiklal Savaşında,

Bu sefere yaraşır Giresun Uşakları.”

Rıfat Necdet Evrimer

 

Gerçek, Gazi Hacı Topal Osman Ağa’mızın birilerinin dile getirdiğinin aksine “cahil ve katil” olmadığıdır. Osman ağa zamanının Ortaokulu’na (şimdiki Kale mahallesindeki Orduevi binasında) başlamış ve bu okulu yarıda bırakmıştır. Zamanına göre oldukça tecrübeli bir şevkülceyş (strateji) dehasına sahip, akıncı (komando) savaş usul ve taktiklerini çok iyi bilen bir dehadır. Deha diyorum çünkü, Koçgiri ve Pontus bölücü isyanlarında uyguladığı muharebe ve imha taktik ve yöntemleri bunu ispat etmekle kalmıyor; iyi bir harp sanatı uygulayıcısı olduğunu da teyit ediyor.

Lütfen bir kere hayal edin. Balkan Savaşı’na gönüllü katılıp, sağ bacağından yaralanmış ve Gazi (Topal) olmuştur. Ardından 1914 yılı sonunda başlayan I.Dünya Savaşı’na da Kafkas Cephesi’nde gönüllü olarak katılmıştır. Rize’de tifüse yakalanınca Giresun’a dönmüş; tedavisi tamamlanınca soluğu cephede almış ve ilerleyen Rusları Harşit Cephesi’nde durdurmakla kalmamış, orayı geçmesine diğer Giresunlularla birlikte izin vermemiştir.

Rusların askerlik gereğince geri çekilmek zorunda kalması üzerine, Tirebolu-Batum arasında Ermeni ve Rum çetelerinin Müslüman halka zulmünü önlemek ve geri Rusları takip etmek için ileri harekâta merhum Hüseyin Avni Alparslan Bey’le birlikte başlamıştır.  Trabzon ve Rize’yi kurtardıktan sonra Batum’a Türk Komutanı kendi kullandığı motor ile götürmüş ve “Batum Fatihi” olmuştur.

Batum’dan Giresun’a hatırı sayılır miktarda cephane ile dönmüş, Mondros Mütarekesi üzerine “imhamıza karar verilmiştir, Trabzon’da kongre yapalım, silaha sarılalım” diyerek Şubat 1919 Trabzon Kongresi’nin toplanmasını sağlamıştır.

Giresun sahillerinin korunması için gönüllülerle Giresun Sahil Koruma birliklerini kurmuş ve Giresun’a İngiliz çıkarmasını önlemiştir. O kapkara günlerde;

Mütarekeden (Mondros’tan) sonra husule gelen vaziyeti görünce çıkabilecek bütün neticeleri tahmin ettim. Daha hiçbir şey olmadan 42 yere telgraf çekerek; ‘Trabzon’da bir kongre yapalım, silaha sarılalım. Bizim imhamıza karar verilmiştir. Başka çare yoktur.

Ankara Hükümeti ne emir vermişse harfiyen yaptık.

Ey din kardeşlerim, muhterem arkadaşlar. İçimizdeki Pontus’çuları temizledik. Ermenilere terk-i silah ettirdik. Başta büyük düşmanlarımız var. Yunan ordusu da yurdumuza saldırdı. Kardeş kavgasını bırakalım. Bir din kardeşi olarak birleşelim. Yunan ordusunu yurdumuzdan atalım. Davamızın peşi çok büyüktür. Vatanımızı bu felaketten kurtaralım.

Uşaklar, ben bu yaradan ölmem. Ölsem de ne çıkar. Yeter ki, vatan selamete çıksın”

parola ve düşüncesi ile hareket etmiştir.

Bunları söyleyen ve uygulayan biri “kesinlikle cahil” olabilir mi?

Mustafa Kemal ile Havzada buluşmuş, O’ndan aldığı emirleri kendisine verilen özel şifre ile haberleşerek harfiyen yerine getirmiştir.

Üzerinde kalem oynatılmayan Eylül-1920’de Mustafa Kemal’e karşı Erzurum’da planlanan ve uygulamaya konulan “Erzurum Darbesini” gönderdiği gönüllü askerleri ile önlemiştir.

I.ve II. İnönü Savaşları sırasında Doğu Sivas ile Erzincan arasında başlayan ayrılıkçı ve İngiliz destekli Koçgiri isyanını önlemiş, buradan Sakarya Savaşı’na hareket etmiştir.

Merhum Alparslan’ın 42.Alayı ve kendisinin komuta ettiği 47.Giresun gönüllü Alayları Ankara’da “öldürmediği halde, öldürdü denilen” Ali Şükrü Bey başkanlığındaki mebuslarca karşılanmış, Ulus meydanında Giresunlu Gönüllüler muntazam bir yürüyüşle tören yapmış ve Ankara halkına moral verdikten sonra cepheye hareket etmiştir.

Büyük ve Kanlı Sakarya Savaşı’nda Haymana güneyindeki Çal Dağı ile Mangal Dağı arasındaki mevzileri Giresunlular Osman Ağa ve Alparslan komutasında savunmuş; mevcutlarının %75’ini kar kardeleni misali şehit vererek toprakla buluşturmuş; ancak vatan savunmasından zerre taviz vermemişlerdir.

Bunları yaparken aynı zamanda başına İngilizlerce ödül konulan Mustafa Kemalin de korumalığını icra etmişlerdir.

Bu organizasyonu “kesinlikle cahil” denilen bir şahıs yapabilir mi?

Daha bitmedi…

Sakarya Savaşı’nda (ki bazıları utanmadan küçümsemektedir) düşmanı Afyon’a sürdükten sonra (Eylül 1921), Bolvadin-Emirdağ hattının korumalığını üstlenmiştir. Trabzon’da Kayıkçılar kahyası Yahya Kahya’yı İsmail Hakkı Tekçe öldürdüğü halde, Osman Ağa zanlı yapılmış; buna rağmen “ser verip sır” vermemiş; Rize’de gençler okusun diye okul açmıştır.

Büyük Taarruz (26.8.1922) sırasında buradan hareket ederek, İscehisar, Doğanlar Köyü Kabaçkıran ve Türbetepe arasındaki muntazam ve müstahkem Yunan mevzilerine saldırmış; burada 14 şehit vermişler ve Dumlupınar yönünde hareket etmişlerdir.

Dumlupınar Savaşı’ndan sonra İzmir’e kadar kaçan ve ortalığı yakıp-yıkan Yunan’a karşı takip ve temizleme harekâtına katılmışlar; Manisa’nın kurtarılmasından sonra Kuzey’e yönelerek, Manisa, Akhisar, Kırkağaç, Bergama, Ayvalık, Edremit, Savaştepe üzerinden Çanakkale Ezine ve Bayramiç hattına kadar temizlik harekâtında bulunmuşlardır.

Bayramiç-Ezine hattından verilen emir gereğince Çanakkale yönünde ilerlemişler, karargahlarını Salihler Köyü’nde kurduktan sonra Akıncı (Komando) usulü ile Çanakkale’de konuşlu İngilizlerle yakın temas sağlamışlardır.

Çanakkale Piri Reis Çeşmesi (18 Mart Üniversitesi Kampüsü) önünde İngilizlerle il teması sağlayarak, “kanla kurtarılan Türk’ün tapulu toprakları üzerinde gözü olanın gözünün çıkarılacağı” uyarısında bulunmuşlardır.

Amacı Giresun’da “aklı öne alan bir Kur’an Kursu ve teknik okul” açmak olan Osman Ağa Mudanya Mütarekesi (Bırakışması) sonunda Osman Ağa Giresun’a dönmüştür.

Ali Şükrü Bey ve Atatürk’e Eylül 1920 darbesini planlayan ve uygulamaya geçtikten sonra Osman Ağa gönüllüleri tarafından önlenen darbe planlayıcısı  Erzurum Milletvekillerinin Lozan bahanesi ile başlattıkları yoğun muhalefet sonunda Ankara’ya çağırılmıştır.

24 Mart 1923 akşamı Ankara’ya ulaşmış, Ankara’da bulunan “Giresun Koruma Birliğine” kumanda etmeye başlamıştır. 27 Mart 1923 akşamı merhum Ali Şükrü Bey’i İtfaiye Meydanı’ndaki evinde ağırlamış; daha sonra Ali şükrü bey evden ayrılmıştır.

Lütfen dikkat edin: Osman Ağa 31 Mart 1923 akşamına kadar bu evde ikamet etmeye devam etmiştir. Ne olduysa 27 mart 1923 akşamı olmuş, Ali Şükrü Bey’in başından katilleri tarafından bıçakla (10 cm kadar)  yaralandıktan sonra, boğularak öldürülmüş ve naaşı Dikmen Deresi  kaynağına yakın bir yerde gömülmüştür.

Cesedi 1 Nisan 1923 günü akşama doğru bulunmuş, yapılan otopside şu tespitler yapılmıştır:

Torba açıldı. Ali Şükrü Bey’in ayağındaki botlar meydana çıktı ve nihayet naaş da büsbütün görüldü. Şehid-i mağfurun sağ eli göğsü üzerinde ve yüzüğü parmağında, sol eli altında bükülmüş ve avucunun içinde şüphesiz katillerle boğuşurken tuttuğu sandalyenin hasırları, yakalık ve boyun bağı ceketi üzerinde ve yalnız göğsü, karnı boğuşurken açılmış, ceketin cepleri, astarları parçalanmış idi. Şükrü Bey’in elbisesi önünde dökülmüş kahve lekeleri müşahede ediliyordu.

Ali Şükrü Bey’in boğazında çift iple boğulmuş olduğunu gösteren kırmızı hutut-ı meşume görünüyor ve omuzlarında bereler bulunuyordu. Merhumun başı açık, kalpağı yok idi. Başının sağ tarafının ön kısmından kulak üstüne doğru on santim genişliğinde (boyunda) bir yara vardı. Merhumun dili dışarı fırlamış ve iki dişini kesmiş idi.”[1] (Bu rapor Ali Şükrü Bey’in sahibi olduğu Ankara’da yayınlana Tan Gazetesi’nde yayınlanmıştır.)

Ali şükrü Bey’in gerçek katilleri hemen harekete geçmişler ve Osman Ağa’nın 27-31 Mart arasında ikamet ettiği itfaiye meydanındaki evinde (ki aynı gün Çankaya (Kuleli Sokak) Papazın Bağı’ndaki evine geçtikten sonra) arama yapmışlar, “güya yerde parçalanmış hasır sandalye ve kahve lekeleri” bulmuşlar katil Osman Ağa demişlerdir.

Ali Şükrü Bey’in otopsisinde “elindeki hasır parçalarını, evdeki sandalyenin, yerdeki kahve lekelerini de paltosundaki kahve lekeleri yaparak” şıp diye katilin Osman Ağa olduğuna kanaat getirmişler, bu yalan bulguları Mustafa Kemal’e sunmuşlar; o’da ne yapsın “teslim alın” emri vermiştir.

Ama merhumun başındaki bıçak yarasından akan kanı hesap etmemişlerdir. 10 cm. uzunluğundaki  bıçak yarasından akan kan ne paltoda ve nede Osman Ağa’nın itfaiye meydanındaki evinde yoktur.

Hepsi bu.

Şimdi soralım ve soğukkanlılıkla düşünelim;

“Cinayeti Osman Ağa işlemiş olsaydı, kırık sandalyeyi, parçalanan sandalyenin hasırlarını ve yerdeki kahve lekesini yaşamaya beş gece ve dört gün boyunca devam ettiği evinde olduğu gibi  tutar mıydı? Ya da siz olsanız tutar mıydınız?”

“Cesedi saklayan biri, bunları ortalıkta bırakıp, beş gece ve dört gün boyunca kırık sandalye, parçalanmış hasır ve yerdeki kahve lekeleri ile bir evde yaşamaya devam eder mi?”

“Başının sağ ön tarafında bulunan 8 cm. boyundaki bıçak yarasından çıkan kan izleri nerede?

Elbisesi üzerinde, botları ayağında olduğuna ve elbisesinde kahve lekeleri olduğuna göre, neden kan lekeleri yok?”

Yok, çünkü cinayeti Osman Ağa ya da Giresunlu Uşaklar işlemedi.

Cinayeti işleyen İsmail Hakkı Tekçe ve adamlarıydı.

Bu gerçek hep saklanmış; Osman Ağa’yı teslim almak üzere giden İsmail Hakkı Tekçe komutasındaki birlikler doğrudan Giresun Uşağı’na pusu kurarak ateşe başlamış, Giresun Uşağı “Baba” diye hitap ettikleri “Mustafa Kemal’e” saldırı olduğunu zannederek karşı saldırıya geçmiş; kendilerine saldıranın askerler olduğunu anladıkları anda bacağından yaralanan Osman Ağa ve Uşaklar teslim olmuşlardır. (Dedem de teslim olanlar arasındaydı.)

Osman Ağa sedyede tedavi için götürülürken İsmail Hakkı Tekçe tarafından başına bir kurşun sıkılarak şehit edilmiş, belki ölü konuşur zanneden İsmail hakkı Tekçe kafasını da keserek orada diğer 27 Giresunlu şehitle birlikte toprağa  topluca vermiştir. Bugün Çankaya Köşkü bahçesinde açan endemik çiçeklerin her biri Giresun Uşağı’nın kokusunu taşımaktadır.

Şehit edilen 27 Giresun Uşağının da tam olarak isimlerini bilemiyoruz.[2]

İsimleri bilinenler Osman Fikret Topallı tarafından belirlenmiş ve bizlere aktarılmıştır. İsimleri tespit edilebilen şehitler şunlardır;

 

  Bir Kulübeye Doldurulup, Dışarıdan Makineli

Tüfekle Taranmak Suretiye  Şehit Edilen ve İsimleri Bilinenler

(Kaynak: Osman FikretTopallı)

1 Kellecioğlu Mustafa  oğlu Kadri Efendi
2 Piraziz’den  Oruçoğlu İbrahim oğlu Aziz Çavuş
3 Alınca Köyü’nden Sıpçıkoğullarından Salih oğlu Ahmet
4 Yağmurca Köyü’nden Karaibrahim oğullarından Hekim İsmail oğlu Mehmet

 

 

  Çatışmada Şehit Düşen ve İsimleri Bilinenler

(Kaynak: Osman FikretTopallı)

1 Kayadibi Köyü’nden Aşıkoğullarından Mustafa oğlu Galip Çavuş.
2 Hacıhüseyin Mahallesi’nden Hacımehmetoğullarından Hüseyin oğlu Cemal
3 Talipli Köyü’nden Seyitoğullarından Kadir onbaşı
4 Çaykara Köyü’nden Atbaşoğulalrından Mehmet oğlu Mehmet
5 Çaykara Köyü’nden Topçuoğullarından Ali oğlu Hamit
6 Boztekke Köyü’nden Tozluoğullarından Ali oğlu Rasim
7 Keşap Düzköy’den Halil oğullarından Nuri oğlu Hakkı
8 Uzgur Köyü’nden Kahyaoğullarından Hacı Mehmet
9 Seyid Köyü Balçıklı Mahallesi’nden Dizdaroğullarından Süleyman Ağa oğlu Ömer
10 Sarvan Köyü’nden Kırömeroğullarından Mehmet oğlu  Tufan
11 Burdurlu ahçı Hafız Ahmet
12 Üreğir Köyü’nden Eskicioğullarından İsmail oğlu Ahmet

 

Sonra da Meclis’in aldığı karar gereğince (mahkeme kararı olmadan) başı kesik olduğu için ayaklarından Ulus’ta “uşakların horon teptiği meydanda” asılarak “aziz ve kutsal maaşına” işkence edilmiştir. Mustafa Kemal’in gücü bu zulümleri önlemeye yetmemiş, Osman Ağa’ya olan sevgisini 1925 yılında naaşını Giresun Kalesi’nde yaptırdığı anıt mezara taşıyarak ebedileştirmiştir.

Bu yalın gerçek ortada tüm çıplaklığı ile dururken TRT’de gerçek dışı bir şekilde hem “kesin cahil”, hem “halk boğdu ve başını kopardı” ve hem de “katil olduğu için asıldı” diyerek otopsi raporundaki somut bulguya rağmen iftira atılmasına aracılık etmektedir.

[Detaylı bilgi için: https://www.youtube.com/watch?v=zr1QAt7PSuQ]

Giresun uşağı haklı tepkisini bu nedenle ortaya koydu ve her daim koyacaktır.

Şehit, Gazi ve Mücahit torunu olan tüm Giresunlular atalarına yapılan bu hakarete asla sessiz kalmadı, kalmayacak.

Hürriyet ve İtilaf geleneğinden gelen ve tek silahı “iftira at, uydur, nasıl olsa birileri inanıyor” olanlar artık meydanın boş olmadığını anlamalılar. İnadına yazacağız yazamaya devam edeceğiz. Milletimiz Türk, inancımız İslam, ahlak rehberimiz Hz. Muhammed, ebedi Başbuğumuz Mustafa Kemal’dir.

Bilmeden konuşarak ebediyete intikal etmiş insan hakkında yalan konuşulması bizim geleneğimizde (Türk Ahlakında) yoktur.

Kar izleri örtmesin!

[1] Tan Gazetesi, 2 Nisan 1923.

[2] Gazi Yarbay Osman Ağa dışındaki mücahitlerdir.

ZİYARETÇİ YORUMLARI
  1. Dursun dedi ki:

    M. Kemal Paşa ve Topal Osman Ağa Türkiye Cumhuriyet’inin en önemli iki kahramanıdır. Malum zihniyetin o günde , bu günde yaptığı alçakça karalamalar onların çağdaşlık düşmanı, aklılını kullanmayan Ortadoğu’lu olmalarından kaynaklıdır.Hedef Cumhuriyet değerleridir maalesef.

YORUM YAZ

Dursun için bir cevap yazın Cevabı iptal et

Mersin'de vazgecilmez an gecirmek isteyenlerin sitesi escort sizleri bekliyor!
Turkiyede adini duyurmus en kalitali porno film izleme sitesi porno videolar
www.mobilsikisleri.com
3D ile Porno izle
porno izlemek zevkli porno filmler hd mobil porno izle

mobil porno , mobil porno , mobil porno , mobil porno , mobil porno ,