istanbul hava durumu Kalite belgesi Saç Protezi OSMANLI İMPARATORLUĞU’NUN DIŞ BORÇLARI - GİRESUN IŞIK GAZETESİ
Giresun Işık Gazetesi -
$ DOLAR → Alış: 3,88 / Satış: 3,89
€ EURO → Alış: 4,57 / Satış: 4,59

OSMANLI İMPARATORLUĞU’NUN DIŞ BORÇLARI

Alpcan SAKAL
Alpcan SAKAL
  • 16.06.2017

GİRİŞ

Bir ülkenin gücünü kurulu olduğu toprakların büyüklüğüyle değil; ekonomisinin gelişmişliği ile ölçebiliriz. Bilakis ekonomi demek güçlü bir ordu demektir. Güçlü bir ordu ise huzurlu ve güvenli bir milleti temsil eder. Yani ekonomi bir devletin varlığı ve bağımsızlığı için temel unsurlardan bir tanesini oluşturur. Eğer ülke ortaya çıkan gelir yetersizliğini karşılayacak ekonomiye sahip değilse; böyle bir durumda devlet, iç ve dış kaynaklara başvurabilir. Osmanlı İmparatorluğu’nun kendi içindeki ekonomik sıkıntıları; yine kendi içinde yapmış olduğu iç borçlanma ile karşılayamamış olması, dış borçlanmayı da kaçınılmaz kılmıştır.

Öyle ki; Osmanlı İmparatorluğu’nun 16.yüzyıldan itibaren başlayan bütçe açıkları, kaybedilen savaşlar ve buna bağlı olarak gelirlerde büyük orandaki azalış devleti mali bunalımlara sürüklemiştir. Bu bunalım Batılı devletlere verilen kapitülasyonlar ve devletin aleyhine işleyen ticari anlaşmalar ile giderek büyümüş bunun üzerine devlet erkânı birtakım tedbirler almaya çalışmıştır. Ancak ordu disiplininin bozulması, buna bağlı olarak fetihlerin durması, üst üste gelen yenilgiler; saray masraflarının bir türlü aşağıya çekilememesi; Anadolu ve Rumeli’de artan isyanların getirdiği olumsuz yük; vergilerin yeterince toplanamaması, merkezle eyaletler arasında giderilemeyen kopukluklar; sermaye birikiminin yerleşmemiş olması; Sanayi İnkılâbıyla başlayan endüstrileşme hareketinden yeterli ölçüde etkilenilmemesi, en önemli geçim kaynağı olan tarımda mevsime bağlı ürünlerdeki verimsizlik, alınan önlemleri etkisizleştirmiş ve ülke ekonomik kaosa sürüklenmiştir. Tüm bu iç ve dış sebepler Osmanlı İmparatorluğu’nu 1854 yılında Kırım Savaşı’nda Batılı devletlerden ilk dış borcu almaya itmiştir. İlk dış borcu diğer bir dizi borçlar izlemiş ve Osmanlı Devleti’nin çöküş süreci hızlanmıştır.

Bu çalışmamızda da 7 asırlık bir imparatorluğun dış borçlanmaya sürükleyen iç ve dış faktörleri; bununla beraber ilk dış borçlanma ve sonrasında gelişen olayları ve bu dış borçlanma sonucunda kurulan Duyün-ü Umumiye teşkilatının yapısı ve işleyişi anlatılmaktadır

Bu doğrultuda makalemizde dış borçlanmaları iki kısma ayırmış olup, birinci dönem dış borçlanma ve ikinci dönem dış borçlanma olarak adlandırdık. İlk bölümde; Osmanlı İmparatorluğu’nun kısaca ekonomisinden bahsedilmiş olup, bozulma nedenleri ortaya konulmuş ve ilk dış borç alımı anlatılmıştır. İkinci bölümde ise Duyün-ü Umumiye teşkilatının kurulması ve beraberinde gelişen dış borç alımları anlatılarak sonuca varılmıştır. Ayrıca Osmanlı İmparatorluğu’nun almış olduğu bu dış borçlar; tablolarla da desteklenmiştir.

OSMANLI EKONOMİSİ VE BOZULMA NEDENLERİ

Asırlar boyu 3 kıtaya hüküm sürmüş olan Osmanlı İmparatorluğu’nun ekonomik sıkıntılar ile boğuştuğu son dönemlerini anlayabilmek için öncelikle ekonomik düzenini bilmek ve bu ekonomik düzenin ne sebeple işlemez hale geldiğini iyi anlamamız gerekir.

Osmanlı ekonomisi de her devlette olduğu gibi kendine has bir ekonomik anlayış içindeydi. Bu ekonomik anlayış özellikle 16.yy ve 19.yy arasında etkili olmuş olan fiskalizm, gelenekçilik ve iaşecilik ilkelerini içerisinde barındırmış olup; bu ilke ve görüşlere bağlı kalınarak ekonomik faaliyetler sürdürülmeye çalışılmıştır. İaşecilik ilkesine göre: amaç insanların ihtiyacını karşılamaktı. Yani ihtiyaca göre ithalat yapılmalı ve üretilen ürünlerin önce iç pazarda herkesin ihtiyacının karşılanmasını sağlayan ekonomik görüştü. Diğer bir ekonomik görüş olan fiskalizme göre: devlet gelirini artırmak ve harcamayı azaltmak ana prensipti. Yani cari açığı azaltıp kar elde ederek hazineyi doldurmak tanımlayabiliriz. Gelenekçilik ilkesini ise: geçmişten gelen düzenin korunması ve bunun devamını sağlamak olarak anlatmak mümkündür.[1] Dikkat ettiğimiz zaman bu üç ilkenin de temel olarak devletin sıkı bir denetimi içerisinde olduğunu anlamak mümkündür.

Nitekim bu ekonomik anlayışların ışığında Osmanlı İmparatorluğu’nun ekonomisinin temelini oluşturan en önemli faktör tarımsal üretimdi. Bu tarımsal üretimler reaya (halk) tarafından özellikle köylerde yapılmaktaydı. Devlet, gelirinin çoğunluğunu tarımsal üretimden sağlamaktaydı. Aslında bunlara tarımsal faaliyetlerden ziyade toprağa dayalı üretim olarak nitelendirmek daha doğru olur. Çünkü; Osmanlı sadece tarımdan değil, toprağa bağlı olarak bir çok vergi sistemine de başvurmuştur. Devlet bu topraklara genel olarak hazine arazisi anlamına gelen ‘miri arazi’ demiştir. Bu miri araziler ise kendi içinde 3 bölüme ayrılmış ve vergilendirmeye tabi tutulmuştur. Tablomuzda da bu görülmektedir.

Tabloda da görüldüğü üzere toprak sisteminin de Osmanlı içerisinde ekonomik bir değeri olduğu ve her kesiminde bu toprak sisteminde vergiye tabi olduğu anlaşılmaktadır. Diğer yandan Osmanlı İmparatorluğu’nun yapmış olduğu savaşlardan elde ettiği ganimetler, hayvancılık, dokumacılık, kısmen de olsa sanayicilik, Osmanlı ekonomisine yön veren birer sebeptir. Ancak; Avrupa’daki siyasi, sosyal ve ekonomik olaylar ve buna karşın güçlü bir devlet olan Osmanlı’nın ilk zamanlar bu olayları önemsiz ve devletlerin iç işleri olarak görüp, gerekli tedbirleri almaması sonucu önce coğrafi keşifler ve sonrasında da sanayi devrimi ile ekonomik gerileyişi başlamıştır.

İLK DIŞ BORÇ ALIMI VE SONRASINDAKİ GELİŞMELER

17.yüzyılın ikinci yarısından itibaren yukarıda bahsettiğimiz; Avrupa’nın ilerleyişi ve Osmanlı’nın kendi iç durumu göz önünde bulundurulduğunda; kısa süren savaşlar uzun sürmeye başlamış ve bu durum Osmanlı ekonomisini oldukça etkilemiştir. İlk zamanlar gelir açısından bir kazanç olarak görülen bu savaşların kazanılması durumunda, yeni tarımsal üretim alanları ve vergiye dâhil olacak olan bir toprak kazanılmış olacaktı. Bununla beraber, olası savaşın kazanılması; savaş ganimeti elde etmek anlamını da taşıyordu. 18.yüzyıla gelindiğinde ise uzun süren bu savaşların getirdiği yükün yanı sıra maliye ve vergi siteminde de dolayısı ile sıkıntılar baş göstermeye başlamıştır.[2] Paraların değerinin düşürülmesi, israfların ve giderlerin artması, tımar sisteminin bozulması, merkezi otoritenin zayıflaması, reform maliyetleri, uzun süren savaşlar, sanayi devrimi ve coğrafi keşifler, sömürgecilik gibi başlıca nedenler bu sıkıntıların başında gelmekteydi. Zaman zaman devlet adamlarının bu duruma karşın ıslahat girişimleri olsa bile, Osmanlı’nın ekonomisi artık eski gücüne döndürülemiyordu.[3]

Bu gelir yetersizliğini karşılamak adına önce Galata bankerleri denilen sarraflardan borç alınarak, iç borçlanmaya gidilmiş ve bu borçlanmada, devletin içinde bulunduğu ekonomik sıkıntıya çare olamamıştır. Böylesi bir durumda devleti ayakta tutabilmek ve ekonomiyi düzeltmek adına ilk dış borç alma düşüncesi 18.yüzyıl sonlarına doğru 2.Abdülmecid döneminde ortaya çıkmıştır.

Bu doğrultuda bazı âlimlerin dış borç almakla ilgili fikirleri de oluşmuştur. Bu fikirlere göre bazı âlimler, Hristiyanlardan borç almak günahtır, deyip bu duruma karşı çıkmış ve dış borcun Müslüman bir devletten alınması gereğini ortaya koymuştur. Bu görüşler ışığında Müslüman devletlere başvurulmuş ama bu devletlerden borç alma işlemi başarısız olmuştur. Dolayısı ile şeyhülislamın fetvası üzerine, zorunluluk durumunda Hristiyanlardan da borç alınabileceğinin sakıncası olmadığı belirtilmiştir.[4] Bunun üzerine Hristiyan bir devlet ile ilk dış borç girişimi; 1789 yılında Fransızlara başvurularak gerçekleşmiş ancak ihtilal gereği bu girişim de sonuçsuz kalmıştır.

Nitekim ilk dış borç, bu girişimlerin ardından seksen yıl sonra gerçekleşebilmiş ve 1854 yılında İngilizlerden alınan bu borç ile borçlanma serüveni başlamış oldu. İlk dış borç alımından, Osmanlı’nın yıkılışına kadar geçen sürede 41 adet dış borç antlaşması yapılmıştır. Bu borçlanmaları ise iki ana bölümde anlatmak daha doğru olur. İlk bölümde, Duyün-ü Umumiye teşkilatının kuruluşuna kadar olan dönem anlatılırken (1854-1881); ikinci dönemde ise, Duyün-ü Umumiye teşkilatının kuruluşundan, Osmanlı’nın yıkılışına kadar olan borçlanma serüveni anlatılmaktadır (1881-1923).

Osmanlı İmparatorluğu’nun ekonomisi o kadar kötüydü ki; almış olduğu ilk dış borcun üzerinden 20 yıl bile geçmeden bu borcu ödeyememe sıkıntısı ile karşı karşıya kalmıştır. Bu dış borçlanmalar ise devletin son dönemlerine doğru iyice yayılmış ve son 5 Osmanlı padişahının hükümdarlık dönemlerine serpilmiştir. Bunların ilki olan Abdülmecid döneminde; 1854 yılında İngilizlerden alınan ilk dış borç ile peşi sıra gelecek olan borçlar dizisine başlanmış olundu. İngilizlerden alınan bu ilk dış borç; toplam olarak 3.000.000 İngiliz sterlini olup; Osmanlı parasına karşılığı ise 3.300.000 lira idi. (10 Osmanlı lirası=11 İngiliz Sterlini). Söz konusu bu borç için bazı şartlar öne sürülmüş ve verilen bu borcun kullanım alanına sınırlandırma getirilmiştir. Borcun ödenme süresi 33 yıl olarak belirlenmiş ve yılda iki defa Mısır vergilerinden ödeme yapılması kararlaştırılmıştır. Yani; bu ilk dış borcun alınıp, ödenmesi için Mısır vergileri karşılık gösterilmiş oldu. Her ne kadar alınan bu ilk dış borç, Kırım Savaşı’nın masraflarını karşılamak için alınmış olsa da 200.000 bini eski borçlara ve 20.000 bini ise saray yapımına ayrılmıştır.[5] Dolayısı ile alınmış olan bu borç ihtiyacı karşılayamamıştı. Bundan dolayı yeni dış borç alımı konusu gündeme geldi. Ayrıca, Osmanlı kaimelerinin %30 değer kaybetmiş olmasıyla piyasayı canlı tutacak paraya da ihtiyaç vardı. Bu sebeple yine İngilizlerden, 5.000.000 sterlin borç alınmıştır.

Yukarıda da oranladığımız gibi bu borcun Osmanlı lirası olarak karşılığı; 5.500.000 lira idi. Bu borcun ise geri ödeme vadesi 33 yıl olarak belirlenmiş ve gelir olaraksa İstanbul gümrük vergileri gösterilmiştir. 1858 yılında alınan bu ikinci dış borç; Osmanlı İmparatorluğu içerisinde yalancı bir bahar havası yaşatmış ve kısmen huzuru getirmiş ola bile; alınan ekonomik tedbirlerinde unutulmasına sebebiyet vermiştir. Hepsi bir yana Topkapı Sarayı’nın yani sıra bir de Dolmabahçe Sarayı’nın inşası hazineden 5.000.000 Osmanlı lirasının harcanmasına neden olmuştur. Ekonomik açıdan iyi bir hazineye sahip olmayan Osmanlı’yı, bu durum iyice çıkmaza sokmuştur.

Osmanlı İmparatorluğu’nun almış olduğu bu dış borçların faizi ile beraber toplam 11.000.000 Osmanlı lirası olması; Osmanlı’yı acilen bir başka dış borç alınımına sevk etti. Devleti ayakta tutup, devlet işlerinin halledilmesi ve ödenmesi gereken borçların gereken ödemesini yapmak amacı ile 3.dış borç alımı gerçekleşmiştir. Abdülmecid dönemindeki bu 3.dış borç; 1860 yılında sicili pekiyi olmayan bir Fransız bankerden yani M.Mires’ten, 400.000.000 franklık bir borç alınmıştır. Vade olarak ise 36 yılda ödenmesi kararlaştırılmıştır.[6] Bazı kaynaklarda, M.Mires Borçlanması veya Paris Borçlanması olarak da geçen bu borçlanmanın Osmanlı piyasalarında duyulması ile ticaret canlanır gibi olsa bile gerekli şartlar karşılıklı olarak oluşmadığı için ve M.Mires’in dolandırıcılıktan tutuklanması sebebi ile bu borç antlaşması feshedilmiştir. Abdülmecid döneminde; 1854, 1858 ve 1860 borçları olmak üzere toplam 3 dış borç alımı gerçekleşmiştir. Ancak; bu borçların ilk yıllarında ödenemeyecek duruma kadar gelmesi, Osmanlı için mali çöküşün başlangıcı olmuştur. Abdülmecid’in vefatı ile yerine tahta geçen Sultan Abdülaziz döneminde de borçlanma devam etmiş ve hatta artmıştır. Öyle ki, tahta geçmesinin ardından kısa bir süre sonra kendi döneminin ilk, Osmanlı’nın ise dördüncü dış borç alımını gerçekleştirmiştir.

1862 yılında yapmış olduğu bu borçlanmadaki asıl; neden Osmanlı kaimelerinin piyasadan çekilmesi ve buna paralel olarak nakit para ihtiyacının karşılanamamış olmasıdır. Kaimelerin piyasadan çekilme nedeni ise ekonomik buhranla birlikte, bu kaimelerin değerinin düşmesidir. Bu yüzden Fransa’dan; 23 yılda ödenmesi planlanan ve 200.000.000 Fransız frangı bir borç alınmıştır. Yaklaşık olarak 8.800.000 Osmanlı lirasına karşılık gelen bu borç ile ödenmesi gereken dış borç miktarı da iyiden iyiye artmaktaydı. 1863 yılına gelindiğinde ise kaime denilen kağıt paralardan piyasadan çekilmiş ve piyasada bulunan bakır paraların değeri de %50 gibi bir oranda düşürülmüştür. Dolayısı ile iç borçlanmada da artış olmuştur. Bu nedenlerden dolayı 1863 yılında bir dış borç daha alınmış ve 200.000.000 franklık olan bu borç; 8.8000.000 Osmanlı lirasına denk gelmekteydi. 23 yıl vadeli olan bu borcun karşılı olarak ise Bursa-Edirne harir öşrü, tuz ve zeytinyağı öşürleri gösterilmiştir. Lakin, bu borç da Osmanlı ekonomisinin sıkıntısına çare olamamıştı.

1865 yılında ise devlet iki ayrı borçlanmaya gitmiştir. İlki 6.600.000 Osmanlı lirası karşılığında Fransızlardan alınmış ve hayvan vergileri buna karşılık gösterildiğinden bu borçlanmaya ‘Ağnam İstikrazı (Borcu)’ denilmiştir. Bu borçlanmadan sağlanan gelir ile bütçe açığı ile borç taksitleri için kullanılmıştır.[7] Bu alınan borç ve bundan sonra alınacak olan tüm dış borçlar; genel olarak anapara ve faizleri ödemek, bunun yanı sıra bütçe açıklarını karşılamak için yapıldığından, devletin maliyesinde büyük sıkıntılar oluşmuş; iflasın eşiğine gelinmiştir. Artık borcun borç ile ödenmesi bağımlılık haline gelmiştir. Nitekim 1865’de ikinci bir borçlanma yapılmış ve Fransızlardan toplam 900.000.000 Fransız frangı borç alınmıştır. Bu borcun Osmanlı parasına karşılığı ise yaklaşık olarak 24.000.000 Osmanlı lirası idi.

Osmanlı için önemli bir değere sahip olan Girit’te baş gösteren isyanları bastırmak için harcanan paralar; giderleri iyice arttırmıştır. Bundan dolayı 1866 yılında alınan bir başka borç ile de devlet, mali krizin eşiğine gelmiştir. Alınan bu borcun neticesinde, memur maaşları da %10 faizli senetlerle ödenmeye başlanmıştır. Buna paralel olarak ise bütçe açığı artmıştır. Örneğin; 1869-1870 yılları arasını kapsayan bütçede yaklaşık olarak 3.000.000 liralık açık var iken; 5.000.000 liralık da borç oluşmuştur.[8]

Sultan Abdülaziz, Fransa’ya yapmış olduğu gezi ve Osmanlı İmparatorluğu’nun 1867 yılında yabancılara mülk edinme hakkı vermiş olması; Osmanlı-Fransa arasındaki ilişkileri geliştirmiştir. Bu olaylar ışığında ise Osmanlı İmparatorluğu, ekonomik sıkıntıları günden güne artmakta ve çözüm bulamamanın yanında yeni bir borç batağına daha sürüklenmiştir. Dolayısı ile 1869 yılında Fransa’dan 5.555.570 franklık; 33 yılda ödenmesi planlanan bir borç alınmıştır.

Sultan Abdülaziz; dönemin şartlarına uyum sağlamak ve ulaşım ağını oluşturabilmek için konu ile ilgili Nafia Nazırı Davut Paşa’yı görevlendirmiştir. Onun bu çabaları sonucunda ise Belçika asıllı bir bankerden, 200 km demiryolu yapımı konusunda ve 99 yıllık imtiyaz ile işletme hakkı bu bankere verilmiştir. Yani; yap-işlet-devret politikası uygulanmıştır.  1870 yılında bu bankerden alınan borç karşılığında ise bu bankere; yıllık 22.000 Osmanlı lirası net para önerildi. Osmanlı, bu geliri de karşılamak için yeni bir kaynağa ihtiyaç duydu. Ayrıca, Avrupa’daki Almanya-Fransa arasındaki kömür havzası krizi büyümüş ve savaşa dönüşmüştür. Bu durum da ister istemez savaşa dönüş ve ekonomik bir buhran oluşmuştur. Bu durum Osmanlı ekonomisini de etkilemiştir. Bu borç gereksinimi de İngilizlerden 6.270.000 Osmanlı lirası karşılığında borç alınmıştır. Bu borcun karşılında da daha önce olduğu gibi Mısır vergisi karşılık gösterilmiştir.

Makalemizin başında da yer verdiğimiz üzere ilk dış borçlar; İngiltere’den alınırken 1866’lı yıllarda ise Fransa ağırlıklı borçlar alınmıştır. 1870’li yıllara gelindiğinde ise bu durum Avusturya’ya kaymıştır. 1872’li yılların sonlarına doğru Avusturya’daki şirketlerden 278.155.000 franklık bir borç anlaşması imzalanmıştır. Alınan bu borç ise 3 farklı şekilde piyasaya sürülmüştür. Bu borç ödenmesi karşılığında ise Edirne, Selçuk ve Tuna vergileri ile hayvan vergileri gösterilmiştir.[9]

Davut Paşa’nın vefatı sonrası 1871’de onun yerine gelen Mahmut Nedim Paşa Avusturya-Osmanlı bankalarının yetkilileriyle bir araya gelerek 50.000.000 liralık bir borç yapılmıştır. Ancak Avusturya’daki bazı gelişmeler bu ortak anlaşmayı bozmuştur. Nitekim 694.444.500 franklık bir borç Osmanlı ekonomisine katılmıştır. Bu borç ise 1873 yılında alınmıştır.

1873 yılında alınan borcun amacına ulaşmaması ve 1872 yılında alınan borcun geriye ödenememesi, Avrupa’nın alacaklarını haciz yoluyla tahsil tehlikesine sokmuştur. Bu risk ile yine bir dış borç alımına gidilmiş ve Fransa’dan 1.000.000 franklık borç alınmıştır. Bu borç için herhangi bir gelir gösterilmemiş ve genel olarak umumi borçlanma olarak adlandırılır. Bu borçlanma ile devlet mali iflasın eşiğine gelmiştir.

Tablomuzda da görüldüğü üzere, makalemizin bu bölümüne kadar anlatmış olduğu tüm borçları; borç alınan yıllar, bunların faiz oranları ve bu borç alımları sonucunda Osmanlı İmparatorluğu’nun eline geçen net anaparayı belirten tablo verilmiştir. Bu tablodan hareketle hangi padişahın döneminde fazla borçlanmaya gidildiği veya hangi padişah döneminde ne kadar borca gidildiğini anlamak ve buna paralel olarak; makalemizde verdiğimiz bilgiler doğrultusunda yorumlamak mümkündür. Ayrıca, Duyün-ü Umumiye teşkilatının kuruluşuna kadar olan bu birinci dönemde alınan borçların kullanım yerlerini ve bu kullanım yerlerine ne kadar para aktarıldığına, tablomuzdan görmek mümkündür.

Osmanlı İmparatorluğu almış olduğu dış borçları, hem kendi ihtiyaçları için hem de eski borçları ödemek için aldığını biliyoruz. Bu doğrultuda alınmış olan bu dış borçların; tablomuzda yıllara göre oranlanmış olarak verilen parasal miktarın da harcamalara bölündüğünü görüyoruz. Ancak; dış borçların, birinci dönemi olarak adlandırdığımız bu dönemde alınan hiçbir borç ihtiyacı gidermeye yeterli olamamış ve ne kadar da harcamalara bölünmüş olsa bile bu borçlar gün geçtikçe artmıştır.[10] Tüm bunlar bir yana Osmanlı İmparatorluğu, bu borçlara karşılık olarak ise bazı gelir kaynaklarını göstermekteydi. İlerleyen zamanlarda kapitülasyonlar olarak karşımıza çıkacak olan bu gelişme, ne yazık ki yarı sömürge bir devletin oluşumunu hızlandırıyordu. Her şeyden önce Osmanlı İmparatorluğu bu borçları durduk yere almıyordu. Bunun neden veya nedenleri vardı. Makalemizin başında da belirttiğimiz üzere Avrupa’daki gelişmeler ve Osmanlı’nın iç işleri bu borçlanmayı gerekli kılan başlıca sebeplerdendi.

DUYÜN-Ü UMUMİYE TEŞKİLATININ KURULMASI ve YAPISI

Osmanlı İmparatorluğu’nun yabancı finans kaynaklarına bağımlı hale gelmesi ve Osmanlı ekonomisine akan sermayenin 1872 yılında yaşanan borsa krizi ile kesilmeye büyük bir çıkmaza girdi. Nitekim 6 Ekim 1875 yılında çıkarılan Ramazan Kararnamesi ile Osmanlı İmparatorluğu, borçların geri ödenemeyeceğini resmen ilan etti.[11] Bütün bu olumsuzluklara rağmen Osmanlı, ilk fırsatta ödemeleri yapacağını belirmiştir. Bu konuyla ilgili olarak yerli alacaklar ile anlaşıldı. 1876 Moratoryum olarak adlandırılan bu anlaşma ile yerli alacaklara teminat verilmiştir. Bu teminat ile tuz, tütün, pul biber, ipek, ispirto ve balık avı vergisi olmak üzere bu altı vergi gelirleri iç borca aktarıldı. Buralarda toplanacak gelirin üç ayda bir olmak üzere 1.100.000 Osmanlı lirası iç borca aktarılmış geriye kalan miktar ise devletin diğer borçlarına aktarılmıştır. Daha sonra 20 Aralık 1881 tarihinde Osmanlı İmparatorluğu’nun tüm borçları birleştirildi ve bu borçların ödenmesi için Duyün-ü Umumiye teşkilatı kuruldu.[12] Bu idarenin merkezi İstanbul’du. Bu idarenin içerisinde yedi üye bulunmaktaydı. Bu üyeler İngiltere, Fransa, Almanya, İtalya, Avusturya-Macaristan ve Osmanlı’dan bir delege ile Galata bankerleri adına bir temsilci bulunmaktaydı. Bu üyeler 5 yılda bir seçilecek olup, aynı üyeler bir kez daha seçilebilecekti. Ayrıca toplantılar İstanbul’da yapılacak ve Osmanlı İmparatorluğu bu kurumu gerekirse askeri kuvvetlerle koruyacaktı. Duyün-ü Umumiye teşkilatının icra görevlerini ise genel müdürlük, şubeler, kontrol kurulu, vezne, basın müdürlükleri, teftiş kurulu, ziraat müfettişleri ve memurlar komisyonu tarafından yürütülecektir. Bu idarenin esas görevi ise kendi yetki alanına giren gelirlerin, kararname kapsamındaki borçları yıllık anapara ve taksitlerini ayırmaktı.[13]

Kısmen yarı sömürgecilik ile devlet ekonomisi dış devletlerin elindeydi. Ayrıca bu idare her yılsonunda yaptığı ödemeleri ve kesin hesabı maliye nazırlığına sunmakla yükümlüydü ve bu idarede çalışan herkes devlet memuru konumundaydı. Bunun yanın sıra Osmanlı İmparatorluğu bu idare teftiş, inceleme ve soruşturma yapabiliyordu. Ancak bu idarenin elinde Bulgaristan Emaneti vergisi, Kıbrıs vergisinin bir bölümü, Doğu Rumeli vergisi, gümrük vergilerinin fazlası bu idarenin denetimindeydi. Yapılan araştırmalarda ise (tabloda görüldüğü gibi) Duyün-ü Umumiye teşkilatı kendisine aktarılan gelirleri %20’ye yaklaştıramamış yani bu idarenin Osmanlı maliyesi üzerinde pek fazla söz sahibi olmadığını anlayabiliriz.

DIŞ BORÇLANMADA İKİNCİ DÖNEM

Genel olarak Osmanlı dış borçlanmasında Duyün-ü Umumiye idaresine kadar olan dönem, Osmanlı dış borçları için birinci dönem olarak adlandırılırken; bu idarenin kuruluşundan Osmanlı’nın yıkılışına kadar geçen süre ikinci dönem olarak adlandırılır. Bu ikinci dönemin en önemli özelliği ise borç ödemelerini yeni borçlanma yoluyla aşmış olmalarıdır. Eski borçların anapara ve faiz taksitlerinin ödenmesi ve askeri harcamaları karşılamak için kısa vadeli borç arayışına girilmiştir. Bu dönemde toplam 26 tane borç alınmış ve 86.500.000 Osmanlı lirası kaynak bulunmuştur. Bunun yanı sıra borç veren ülkeler, anlaşma maddeleriyle koydurdukları metinler ise ağırlaşıyordu.

Borçlanmanın ikinci dönemi; 2.Abdülhamit’in tahta çıkmasıyla başlar. Bu dönemde de mali sıkıntılar ve kaynak ihtiyacı Duyün-ü Umumiye’nin kurulmasından sonra da devam etti ve ikinci dönemin ilk borcu, bu idarenin kuruluşundan 5 yıl sonra 1886’da alındı. Alınan bu borç; kısa vadeli borçları uzun vadeli hale getirebilmek için 6.500.000 Osmanlı liralısı borç alınmıştır.[14]

1888 yılına gelindiğinde ise ‘Anadolu Demir yolu Borçlanması’ olarak bilenen bir borçlanmaya gidilmiş ve adından da anlaşılacağı üzere bir demir yolu yapımı inşası için borç alınmıştır. 92 kilometrelik Haydarpaşa – İzmit demir yolu için yapılan 263.160 liralık borç anlaşmasıdır. Bu hat Haydarpaşa’dan Ankara’ya kadar uzatılacak olan 577 kilometrelik bir hattı ve ihalenin süresi; yani geri ödenme vadesi 99 yıl idi. Abdülhamid’den sonra tahta geçen 5.Mehmed, böyle bir dönemde hızlı borçlanmanın yaşandığı bir maliyeyi de devralmış
oldu. Birinci Dünya Savaşı’na kadar hükümdarlık yapan 5.Mehmed’in döneminde sıkıntılar bitmemiş ve hatta hızla çöküşe doğru gidilmiştir. Bu dönemde toplam 9 adet dış borç anlaşması yapılmış ve toplamda 55 milyon liralık gelir elde edilmiştir. Alınan borçlar daha önceki dönemlerde olduğu gibi bütçe açıklarını kapatmak, borçların vadelerini uzatmak ve demir yolu yapımı gibi benzer amaçlarla kullanılmıştır. Bunlar iç borçlanmaya dahil olduğundan konumuzla ilgisi yoktur. Dolayısı ile bu iç borçlanmalara değinmemek gerekir.
1918’de Mehmed Reşad’ın ölümü üzerine tahta Osmanlı hanedanının sonuncu padişahı olan Vahdeddin geçmiştir. 4 yıllık saltanatı boyunca toprakların işgal altında olması sonucu kontrol kısmen yabancıların eline geçmiş ve bu dönemde bütçeler tanzim edilememiştir. Bunun en büyük nedenlerinden bir tanesi, şüphe yok ki ekonomik olarak dış devletlere olan bağımlılıktı. Herhangi bir borçlanmanın olmadığı Vahdeddin dönemi de 1923’te Cumhuriyet’in ilanı ile sona ermiştir.

Bu ikinci dönemde de borçlanma nedenleri, borç verenler ve borca karşılık gösterilen gelirler; birinci dönemle karşılaştırıldığında çok büyük farklılıklar göstermemiştir. Devletin mevcut borçlarına birinci dönemde aldığı borçlar ve bunların faizleri de eklenince ikinci dönemde ele geçen borç tutarının %80’nin net olarak borç ödemesi için harcandığını görebiliyoruz.[15]

Osmanlı Devleti açısından çok büyük öneme haiz olan dış borç meselesinin temel olarak devlet lehine kullanıldığı söylenemez. Alınan borçlar üretimden uzak, günü kurtarma ve borcu borçla ödeme mantığına dayanmaktadır. Bu durumu Sultan Abdülaziz döneminde yapılan borçlanmaların özetine bakarak görebiliriz;
%50’si Emisyon zararıdır.
%14’ü demir yolu yapımı için kullanılmıştır.
%12’si hazineye kalmıştır.
%10’u dış borç ve faizleri için kullanılmıştır. % 5’i saray giderlerine ayrılmıştır.
% 2’si donanma ihtiyaçlarına ayrılmıştır.% 2’si borçlanmalar için komisyon ücreti, tahvil basımı, sigortaları ve diğer masraflara ayrılmıştır.

Buna rağmen alınan paralar üretime aktarılmadığı için borç yükü sürekli artmıştır.[16] Bu durum, Osmanlı İmparatorluğu’nun borçlanmayı bilmemesinden kaynaklanmaktadır. Yapılan borçlanmalarda garanti olarak devletin bir ya da birkaç kalem geliri karşılık olarak gösterilmiştir. Duyün-ü Umumiye İdaresinin kuruluşu ile birlikte devletin gelirlerinde önemli ölçüde azalmalar olmuştur. Yapılan borç akitleriyle hemen her devlete ticari ayrıcalıklar sağlanmıştır. İmtiyaz sağlanan anlaşmalar neticesinde mali kapitülasyonlar gündeme gelmiştir. Böylelikle de Osmanlı Devleti egemenlik haklarının bazılarından da feragat etmek durumunda kalmıştır. Bu dönemin borçlanmalarını bu kadar kısa anlatmış olmanın bir nedeni elbette vardır. Bu neden, ikinci dönemdeki borçlanmaların ilk dönemde olduğu kadar yüklü miktarda olmamış olması ve az miktarda çok borçlanma yapılmış olmasındandır. Ancak bu durumu bir tablo ile ifade etmek gerekir.

SONUÇ

Bir devletin yıl içindeki toplam gelirleri o yıl içindeki toplam harcamalardan fazla ise bütçe açığı oluşması kaçınılmaz bir durumdur. Devletler bütçe açığını kapatabilmek için genelde iki yönteme başvurur. Bunlardan birincisi vergi oranlarını artırmak ve artırmanın yeterli olmadığı durumlarda da yeni vergiler koymak. İkinci ve daha az istenen yöntem ise borçlanmaya gitmektir. Borçlanma tercih edildiğinde bu hem iç hem de dış borçlanma yöntemiyle yapılabilir. Osmanlı İmparatorluğu da 19. yüzyılda bütçe açıklarını kapatabilmek için genellikle ikinci yöntem olan borçlanmaya başvurmak zorunlu kalmıştır.

Üç kıtaya hâkim olan hoşgörülü politikasıyla yaklaşık 620 yıl hüküm süren Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemlerinde, ekonomisini toparlayamaz hale gelmiş ve borçlanmaya gidilmiştir. Osmanlı İmparatorluğu’nun, çöküşünün bir nevi başlangıcı olan dış borçlanma, ilk Kırım Savaş’ıyla başlamıştır. Daha sonra Osmanlı İmparatorluğu, 21 yıllık sürede tarihinin en kötü dönemini geçirmiş ve birçok kez borçlanmaya gitmiştir. Bu borçlanma zinciri, Osmanlı ekonomisini çökertmiş ve Osmanlı İmparatorluğu, dış borçlarını ödeyemez duruma geldiğini açıklamıştır ve imparatorluk tarih sahnesinden çekilmiştir. Osmanlı İmparatorluğu’na, bağlı olan birçok devlet bağımsızlığını ilan etmiş ve Osmanlı’dan ayrılmıştır. En son Osmanlı İmparatorluğu’ndan kalan topraklarında Türkiye adıyla, yeni bir devlet kurulmuştur.

Osmanlı İmparatorluğu’nun, ödeyemediği borçlar bu yeni kurulan, Türkiye Cumhuriyetine kalmıştır. Lozan antlaşmasıyla, Osmanlı İmparatorluğu’ndan kalan borçlar, Türkiye Cumhuriyeti tarafından kabul edilmiştir. Osmanlı İmparatorluğu’nun bu borçları, alınan topraklara göre paylaştırılmıştır. En yüksek borç, Türkiye Cumhuriyeti’ne kalmıştır. Kalan borçların ödenmesi hiç kolay olmamış ve yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti, birçok savaşa girmiş ve bu savaşlar ülkeyi yıpratmıştır. Türkiye Cumhuriyeti’nin gelişmesi için de borçlanmaya ihtiyaç duyulmuştur. Önceleri dış borçlanmadan kaçınılmıştır, iç borçlanma çalışmaları yapılmıştır. Fakat iç borçlanmada çözüm bulunamayınca dış borçlanma kaçınılmaz olmuştur.

1945 yılında IMF’nin kurulmasıyla yeni bir borç kapısı açılmıştır.1947 yılında daimi üyeliğe geçilmiştir. Türkiye IMF’yle sıkı ilişkiler yaşamıştır Stand-by anlaşmaları imzalanmıştır.

 

KAYNAKÇA

Açba, Sadi, (2004), Osmanlı Devleti’nin Dış Borçlanması, Ankara, Vadi Yayınları.

Arslanoğlu, Mehmet, (2006), Osmanlı Devleti’nde Dış Borçlar Sorunu, İstanbul, İleri Yayınları.

Aşçı, Bahar, (2010), Türkiye’nin 150 Yıllık Borç Serüveni, Ankara, Başkent Üniversitesi Yayınları.

Bayraktar, Kadir, (2002), ‘Osmanlı Bankası’nın Kuruluşu’, Ceyhan Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Dergisi, cilt 2, s.2.

Bor, Yunus, (2004), Osmanlı Borçları ve Duyün-ü Umumiye İdaresi, Ankara, Esen Yayınları

Çakır, Coşkun, (2007),  Tanzimat Dönemi Osmanlı Maliyesi, Ankara, Berikan Yayınevi.

Donald, C.Blaisdell, (1979), Osmanlı İmparatorluğunda Avrupa Mali Denetimi, çev: Ali İhsan Dalgıç, İstanbul, İstanbul Matbaası.

Genç, Mehmet, (2005), Devlet ve Ekonomi, İstanbul, Ötüken Yayınları.

Kazgan, Gamze, (1999), ‘Tanzimat’tan 21.yy’a Türkiye Ekonomisi’, Bilimsel Sorunlar Dergisi, İstanbul, Altın Kitaplar Yayınevi.

Kıray, Emine, (2008), ‘Osmanlıda Ekonomik Yapı ve Dış Borçlar’, İletişim Dergisi, İstanbul, iletişim Yayınevi.

Kıray, Emine, (2011), Osmanlı’da Ekonomik Yapı ve Dış Borçlar, Ankara, TTK.

Kömürcan, Kirkor, (1948), Türkiye İmparatorluk Devri Dış Borçlar Tarihçesi, İstanbul, Maliye Bakanlığı Yayınları.

Ortaylı, İlber, (1987), İmparatorluğun En Uzun Yüzyılı, İstanbul, Hil Yayınları.

Önsoy, Rıza, (1999), Osmanlı Borçları, Ankara, Turhan Kitapevi Yayınları.

Özdemir, Biltekin, (2009), 1854-1954 Döneminde Yüzyıl Süren Boyunduruk, Ankara, Ankara Ticaret Odası Yayınları.

Özdemir, Biltekin, (2010), Osmanlı Devleti Dış Borçları, Ankara, Maliye Bakanlığı Yayınları.

Pamuk, Şevket, (2005), Osmanlı – Türkiye İktisadi Tarihi 1500 – 1914, İstanbul, İletişim Yayınları.

Sağlam, Mehmet, (2007), Osmanlı Borç Yönetimi Düyun-u Umumiyye 1879-1891, İstanbul, Tarih Vakfı Yayınları.

Tepir, Nevzat, (2008), Duyün-ü Umumiye, İstanbul, Yeni Asya Matbaası.

Üstünal, Ayşe, (2010), Kırım Savaşı ve İlk Borçlanma, Ankara, Başkent Üniversitesi Yayınları.

Yeniay, İbrahim Hakkı, (1964), Yeni Osmanlı Borçları Tarihi, İstanbul, İTÜ Yayınları.

Yeniay, İbrahim Hakkı, (1980), Osmanlı Borçları Tarihi, İstanbul, İTÜ Yayınları.

Yılmaz, Faruk, (2003), Osmanlı’dan Cumhuriyete Dış Borçlar, Ankara, Berikan Yayınları.

Yılmaz, Faruk, (2009), Osmanlı Borçları Tarihi: Duyün-ü Umumiye, İstanbul, Esen Yayıncılık.

Yılmaz, Faruk, (2009), Osmanlı’nın Borç Batağı – Duyün-ü Umumiye, İstanbul, Ozan Yayıncılık.

[1] Mehmet Genç, Devlet ve Ekonomi, İstanbul 2005, s.23

[2] Bahar Aşcı, Türkiye’nin 150 Yıllık Borç Serüveni, Ankara 2007, s.11

[3] Biltekin Özdemir, Osmanlı Devleti Dış Borçları, Ankara 2010, s,46

[4] Biltekin Özdemir, 1854-1954 Döneminde Yüzyıl süren Boyundurluk, Ankara 2009, s.38

 

[5] İbrahim Hakkı Yeniay, Yeni Osmanlı Borçları Tarihi, İstanbul 1964, s.24-25

[6] Hüseyin Ay, Mires Borçlanması, İstanbul 2007, s.47

[7] Kirkor Kömürcan, ‘Türkiye İmparatorluk Devri Dış Borçlar Tarihçesi’, İstanbul Yüksek Ekonomi ve Yüksek             Okulu, Yayın no.32, İstanbul 1948, s.15-16

[8] İsmail Hakkı Yeniay, a.g.e. s.33-34

[9] Mehmet Genç, a.g.e. s.41-43

[10] Bahar Aşcı, a.g.e. s.17

[11] Biltekin Özdemir, a.g.e. s.68-69

[12] Faruk Yılmaz, Osmanlının Borç Batağı Duyün- ü Umumiye, İstanbul 2009, s.52

[13] Kirkor Kömürcan, a.g.e. s.33-36

[14] Bahar Aşcı, a.g.e. s.29-30

[15] Faruk Yılmaz, a.g.e. s.69-75

[16] Biltekin Özdemir, a.g.e s.87

YAZARIN SON YAZILARI
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ

Bir Cevap Yazın

Mersin'de vazgecilmez an gecirmek isteyenlerin sitesi escort sizleri bekliyor!
Turkiyede adini duyurmus en kalitali porno film izleme sitesi porno videolar
www.mobilsikisleri.com
3D ile Porno izle
porno izlemek zevkli porno filmler hd mobil porno izle

porno indir , adana escort , adana escort , porno izle , mersin escort , escort adana , adult forum , istanbul escort , hatay escort ,