Giresun Işık Gazetesi
ANASAYFA HABER ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR ANKETLER SİTENE EKLE RSS KAYNAĞI İLETİŞİM
İLKEMİZKÜNYE

HABER ARA


Gelişmiş Arama

BEŞ ÜLKÜCÜ ŞEHİT VE 'MİLLİ GÖRÜŞ!'

Birol CEVİZOĞLU

13 Temmuz 2010, 22:50

Birol CEVİZOĞLU

2008 yılında Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılmaktan kılpayı kurtulan AKP, Anayasa Mahkemesinin elinden yine kılpayı kurtuldu.

 

AKP, 12 Eylül 2010 tarihinde yapılacak referandum ile içinde gizli emellerini sakladığı anayasa değişikliği paketinin kabul edilmesi için “şark kurnazlığı”nın da ötesine geçen yollara başvurmaktadır. Bu yüzden 12 Eylül’de yapılacak olan referandumda kendi yanına çekmek istediği ülkücüleri, 12 Eylül edebiyatı ile avlamayı düşünüyor. Hedef belli: 12 Eylül mağduru ülkücüleri kandırarak kendi çıkarları doğrultusunda kullanmak, sonra da bir kenara atmak!

 

12 Eylül, öncesi ve sonrası ile tüm ülkücüler tarafından iyi bilinmesi gereken bir konudur. Bu konuyu sürekli araştıranlardan biriyim. Benden daha iyi bilenler elbette vardır ama ben elimden geldiğince bu dönemi yazılarımla anlatacağım. 12 Eylül öncesinde komünizm ile nasıl mücadele ettiğimiz herkes tarafından bilinmektedir. Fakat ben “sırf 12 Eylül öncesi ve sonrasında mağdur edilen ülkücüleri düşündüğü için bu Anayasa değişikliği paketini hazırlayan mübarekleri(!)” biraz irdelemek istiyorum.

 

Madem konu 12 Eylül, şimdi yazacaklarımı başta başbakan ve tüm AKP’liler olmak üzere, siyasetle ilgilenen herkes ve AKP’nin gizli emellerine alet olmaya meyilli “ülkücüler(!)” iyi bellemeli!

 

Türkiye’yi 12 Eylül’ün kucağına atanlardan biri de “Milli Görüş”tür!

 

Evet, yanlış okumadınız!

 

1974’teki CHP-MSP, ya da Ecevit-Erbakan koalisyonu bu vebali üzerinde taşımaktadır. 1974 yılında Ecevit ve Erbakan ikilisinin çıkardığı af, 12 Mart 1971’de bitme noktasına getirilen Marksist-Leninist-Maoist silahlı terör örgütlerine bir fırsat daha vermiş, onlar da Ecevit-Erbakan ikilisinin kendilerine af yolu ile sunduğu bu fırsatı iyi değerlendirerek, gerekeni yapmışlardı. 12 Mart döneminde silahlı bir halk ayaklanması ile devleti ele geçirip, yerine komünist bir sistem kurmayı amaçlayan teröristlerden, kimi çatışmalarda öldürülmüş, kimi mahkemelerin verdiği ölüm cezasının infazı ile idam edilmişken, cezaevlerinde büyük bir yılgınlık ve yenilmişlik içgüdüsüyle cezasını çekenlerin imdadına yetişen af,  komünist teröristlere kaldıkları yerden, hem de eskisinden daha kanlı bir şekilde teröre devam etme fırsatı vermiştir.

 

CHP-MSP ya da Ecevit-Erbakan koalisyonu zamanında dışarı salıverilen komünist teröristler, kısa sürede yeniden silaha sarılmışlar ve ülkücüleri katletme işine kaldıkları yerden devam etmişlerdir. CHP-MSP koalisyonunda Ecevit ve Erbakan çiftinin imzalarıyla dışarı salınan ve daha sonra onların eğittiği komünist teröristler, 12 Eylül 1980’e kadar binlerce ülkücüyü şehit etmiştir. 1974 affı ile dışarı çıkarak, daha da azgınlaşan komünistlerin şehit ettiği ülkücüler arasında Gün Sazak, Recep Haşatlı, Ali Rıza Altınok, Bekir Şendilmen, İlhan Darendelioğlu, Hikmet Tekin, Cemil Çöllü, Ata Pehlivanoğlu... gibi ülkücü camianın önde gelenleri vardır.

 

Bunlardan başka TİKKO tarafından Ümraniye “1 Mayıs Mahallesi”nde acımasızca katledilen 5 Ülkücü işçiyi de unutmamak gerekir. Komünist katillerin acımasızca, binbir türlü işkenceden sonra katlettiği 5 ülkücü işçinin cenazesinde yaşanan bir dramdan bahsetmeden de geçemeyeceğim. Ülkücü camianın terörizme karşı birlik mesajı vermek amacıyla, cenaze namazında yanında görmek istediği “İslami hassasiyeti yüksek(!)” kişilerce nasıl yüzüstü bırakıldığını kısaca hatırlatmak istiyorum.

 

Ülkücü işçilerin TİKKO adlı terör örgütüne mensup katillerce işkence edilerek şehit edilmeleri ülkücü camiada şok etkisi yaratmıştı. Bu katliama tepki göstermek için bir araya gelen 35 ülkücü kuruluş bir basın toplantısı düzenleyerek, Rus ve Çin eşkıyasının geldiği son noktayı bütün Türkiye’ye duyurmak istemişlerdi. Basın toplantısında dönemin Ülkü Ocakları Derneği (ÜOD) Genel Başkanı şunları söylüyordu: “Ülkücü işçilerin kaçırılması polise intikal etmesine rağmen emniyet güçleri olaya müdahale edemiyor. O akşam İstanbul’da bulunan İçişleri Bakanı’na durum bildirildiği halde, bakan hadiseyi önemsemeyerek, hele bir sabah olsun hallederiz, diyerek konuyu geçiştiriyordu. Eğer kaçırılanlar komünist militanlar olsaydı, bakan bey mutlaka işini gücünü bırakır ülkücü avına çıkardı. Maalesef iki gün sonra cesetlere ulaşıldığında yetkililerin gördüğü manzara korkunçtur. Beş genç adama önce işkence edilmiş, ağızlarına ot doldurulmuş, kulakları ve cinsel organları kesilmiş, sonra gözleri oyulmuş. Daha sonra ise kurşunlanmış. Bu vahşet Ümraniye’deki kurtarılmış bölge ilan edilen 1 Mayıs mahallesinin halk mahkemesinde kararlaştırılmıştır.”

 

Ülkücülerin bu hassasiyetine ne yazık ki hiç kimseden destek gelmemiştir. Şehitlerimizin, diğer gurupların da katılımıyla kılınacak cenaze namazı sonrası memleketlerine gönderilmesi düşünülmüş, bu amaçla sözde “İslâmi” kesimlerle temasa geçilmiştir. Sözde “İslâmi” kesimi temsil ettiğini iddia eden “Akıncılar” ile görüşülmüş ancak “Akıncılar” bu fikre karşı çıkmıştır. Bu sonucu tahmin ettikleri halde “bir ihtimal” diyerek öneriyi “Akıncılar”a götüren ülkücü kuruluşların temsilcileri, sonunda her zaman olduğu gibi cenazeyi tek başlarına kaldırıyorlardı. Ancak bu sefer karşılarına ülkücü şehitlerimizin her cenazesinde yaşanan bir engel daha çıkıyor ve vali unvanlı devlet görevlisi ölmelerine engel olamadığı ülkücü işçilerin cenazelerinin ülküdaşlarına verilmesine ve yapılacak törene engel olmaya çalışıyordu. Buna rağmen morgdan alınan cenazeler Sirkeci’ye kadar getirilerek buradaki camide cenaze namazı kılınmak istenmiş fakat partizan ve ülkücü düşmanı vali tarafından görevlendirilen Pol-Der’li polisler buna engel olmuşlardı. Ancak ülkücüler, ülküdaşlarına son görevlerini yapmakta kararlı idi. Bunun üzerine kalabalık Sirkeci meydanında cenaze namazını kılarak, cenazeleri konvoy eşliğinde memleketleri Çanakçı’ya (Giresun) gönderdiler.

 

O yıllarda hep karşımızda olan ve gerektiği zaman komünistlerle ittifak bile yapan “Akıncılardan” soramadığımız bu hesabı, yine o yıllarda MSP İstanbul İl Gençlik Kolları Başkanı olan Tayyip’in paketine “hayır” diyerek sorabiliriz.

 

12 Eylül referandumu, ülkücüleri 1974’ten 12 Eylül 1980’e kadar vahşice katleden komünist katillerin affedilmelerine vesile olan “Milli Görüş”çülerden hesap sormak için iyi bir fırsat olacaktır!

 

Camiamızın ileri gelenlerinden bir kaç kişiye kızıp, AKP’nin gizli planlarına 12 Eylül’ü bahane ederek “evet” demeyi düşünen ülküdaşlarımın bunları unutmaması gerekir.

Bu haber 359 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit
AŞK OLSUN SANA AZERBAYCAN08 Eylül 2010

ANKET

12 EYLÜL'DE REFERANDUMDA HANGİ OYU KULLANACAKSINIZ?



Tüm Anketler

HAVA DURUMU

Detaylı bilgi için resmin üzerine tıklayın.




 

Biber Hapı
Bedava oyunlar
En kral oyunlar
 


RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Altyapı: MyDesign Haber Sistemi