$ DOLAR → Alış: 4,46 / Satış: 4,48
€ EURO → Alış: 5,26 / Satış: 5,28

ÇOCUK KUYUYA DÜŞTÜ

Ayhan KASAP
Ayhan KASAP

Almanlar yanlış eylemin, yanlış kararın artık geri döndürülemez duruma geldiğini görünce; „Das Kind ist ins Brunnen gefallen“ -çocuk kuyuya düştü- deyimini kullanırlar. Arzu ettiği hükümeti kurup, başbakanlık koltuğundaki sefasını sürdürüyor olsa da, artık eski horozluğundan eser kalmayan, avrupa ve dünya devletlerinin yöneticilerinin görmezden geldikleri, davranış ve söylemleriyle horozluktan topal ördekliğe geçen Angela Merkel’in 2015 yılında, çocuğu kuyuya düşüren, o yanlış kararının hala avrupa insanının yaşamını, düzenini etkilediğini son macaristan seçimin de bir defa daha gördük!
Ekonomi göçmenlerine kapılarını kapatan macaristan başbakanı Victor Orban’ı, ırkçılıkla, AB ilkelerini çiğnemekle suçlamışlardı. Halbuki Orban, o vakitler küçücük Avusturya’nın dışişleri, şimdi başbakanı gencecik Sebastian Kurz ile birlikte, seller halinde gelen ekonomi göçmenlerini durdurarak, başta Almanya olmak üzere, avrupayı büyük bir istiladan kurtarmışlardı. Merkel hanım ve hükümet ortağı sosyalistler, yeşiller, solcular ve de hür demokratlar.. Merkel’in sorumsuz, sınır, kanun tanımayan bu politikası sayesinde meclise giren AfD isimli parti dışında mecliste bulunan bütün partiler, ne hikmetse dünya insanını memlekete doldurmak istiyor. Almanların memleketlerinde yaşadıkları çirkinlikleri, yaşayamaz oldukları güzellikleri gören, polonyalılar, çekler, slovaklar, avusturyalılar ve macarlar, önce kendi insanını düşünen, memleket sınırlarını kontrol altına alan politikacıları seçtikleri, macaristan’da bir defa daha belli oldu: Macaristan’da hiç ekonomik sığınmacı kalmamasına rağmen, macaristan halkı adıgeçenlerin almanya’nın düzenini altüst ettiklerini gördüklerinden, demokratik sistemin yetkilerini kendinde toplamağa niyetlenen Orban’ı, oylarını arttırarak onayladı. Polonya, Hollanda, Avusturya ve diğer bazı avrupa ülkelerindeki seçimlerde, vatandaşlar önce halkını ve memleketini düşünen partileri, politikacıları seçtiler. Alman hükümeti halkının sesine kulak asmadığı, tavana vuran nabzını görmediği, görmek istemediği için, tarihlerindeki en büyük oy kaybına uğradı. Bu halka rağmen uygulanan politika neticesin de, ilk defa ırkçı bir partiyi alman millet meclisine taşıdılar. Bu partinin milletvekilleri mecliste, Angela Merkel’in kanunları nasıl milletin gözünün içine baka baka çiğnemiş olduğunu, kanunları hiçe saydığını, milletin önünde, topal ördeğin, pardon Merkel hanımın yüzüne okuyorlar. Sayelerinde sokaktaki vatandaş da, son yıllarda kendisinde olduğu söylenen, o büyük gücünden! dolayı yürüyemez hale gelen Merkel’in, aslında bomboş olduğunu öğreniyor. O kadar boş ki; bazen insan adı geçen vatandaşın sözlerini duyunca, bu insan Almanya’nın başbakanı olamaz diye isyan ediyor!
Küçücük Avusturya düzenini bozmağa kalkanlara karşı önlerini kesecek, sistemini ve düzenini koruyacak kararlar almakta öncülüğünü sürdürüyor: Kız çocuklarına 14 yaşına kadar türban takma yasağını getirdiler. Almanya’nın en büyük eyaleti Kuzey Ren Westfalya içişleri bakanı, selefilerin, lübnanlı, türk ve kuzey afrikalı grupların, her türlü aymazlığı yaptığı bölgelerine aynı yasağı getirmeyi planladıklarını açıklayınca, bıktıran, kına getirten, din serbestliği, hürriyet, demokrasi nakaratlarını ortaya döktüler. Merkel’in içişleri bakanı haklı olarak, islam’ın almanya’ya ait olmadığını, bilmem kaçınçı kere tekrar dillendirdi. Seehofer her tarafı yakıp yıkan, kendisinden olmayanı düşman ilan eden İslam’ın kesinlikle memleketlerine giremiyeceğini ama düzene uyarak, içimizde yaşayan bu dine mensup insanların, her halükarda almanya’ya ait olduklarının altını çizdi. Parti arkadaşı Dobrindt’de; dünyadaki müslüman ülkelerin bir tanesin de bile, kendi kültürleri ve değerleri ve de kanunları ile uyuşan, günümüz lisanıyla belirtmek gerekirse, kompatipel olabilecek tek bir şeyin bulunmadığı İslam’ın, hıristiyanların kabullenmesinin mümkünsüzlüğünü açıkladı. Dobrindt’in sözlerine biraz yakından bakınca, uyuşmayanın dinden çok düzenin, sistemin ve haliyle o sistemi ve düzeni kurup, yaşatan yazılı, yazısız değerlerin olduğunu görüyoruz.
Beş yaşındaki çocuğun kafasına doladıkları türbandan tutun da, kadını erkek ile eşit tutmayan, orta çağ karanlıklarında kalmış olan beyin yapılarına, hemen alman anayasasında din serbestliği vardır cevabını yapıştırıyorlar. Bu memleketin Grundgesetz isimli bir anayasa ile -ismini biliyor olduklarına emin değilim- idare edildiğini bilmeleri güzel! Bir maddesini de öğrenmişler! Güzel olmayanı; anayasanın sadece bir maddeden oluşmadığı, bir maddesinde verdiği hürriyeti, diğer maddelerinde gerekçeler gösterip, kısıtladığı… Dünyanın hiç bir anayasası, babayasası veya beyazyasası; kendisini ortadan kaldırmak isteyen insanlara izin vermez. Bu eşyanın ve doğanın yasasına aykırıdır. Almanya’da sekiz yaşındaki çocuğunun başını sımsıkı sarıp, „kızım yaşıtları alman çocukları gibi oruspu, evet yanlış okumuyorsunuz resmen schlampe, türkçesi oruspu diyor, olmasını önlemek için başına türban geçirdiğini açıklamasını yapıyor. Üniversite eğitimini tamamlayıp öğretmen olan bir başka müslüman hanım, başındaki türbanla çocuklara ders vermek istiyor, veriyor. Karşı çıkan okula dava açıyor. Bu memlekette dünyanın her tarafından gelen insanlar yaşıyor. Küçücük Frankfurt şehrindeki çeşitlilik iki yıl önce 172 ayrı ülke insanı olarak istatistiklere geçti. Çin’lisi, Tayvan’lısı, Vietnam’lısı yaşıyor memleketin her köşesin de. Düsseldorf Japonların kalesi! Hiç adları duyulmuyor, tek bir olaya karışmıyorlar. Öne çıkanlar, oradan aşağı hiç inmeyenler, araplar, türkler! Almanya’nın genellikle doğu kesiminde yabancılara karşı yapılan saldırılar, sadece ve sadece adı geçen gruplara yâni müslümanlara karşı! Durum böyle olunca, almanya’da yabancı düşmanlığı var, almanlar yabancılara saldırıyor genellemesi yapmak doğru değil. Doğru tanım, almanlar müslümanlara saldırıyor olmalı.
Memleketi hemen terketmesine karar verilen göçmen sayısı 600 binin üstünde. Yurt dışına çıkarılabilen onbini bile bulmuyor. Avrupanın diğer ülkelerine götürülenler de bir yolunu bulup, -aslında yol aramağa gerek yok memleketin kapıları açık kontrol yok- kapağı almanya’ya atıyorlar. Önceki hafta daha da güzelini öğrendik; diğer memleketler de ilticaları kabul görmüş 8250 ekonomi göçmeni, iltica için başvuruda bulunmuş. Hemen olamaz diye isyan etmeğe veya gülümsemeğe kalkmayın; bu başvurulurdan bir bölümü kabul bile olmuş! Hani insanın dilinin ucuna bu almanlar ne……kazandıklarını yemesini bilemiyorlar…aslında çok iyi biliyorlar ama Merkel hükümetlerinin memleket insanını dışlayan yanlış yönetimiyle, kazandıklarını kendileri için harcayamaz duruma getirildiler. Merkel’in suç ortağı eski hükümetin kadrosuyla kurulan yeni hükümetin rotasında, bir değişiklik yok.
Asgari saat ücreti 8 Euro’nun biraz üzerinde ama Romanya, Bulgaristan gibi fakir ülkelerden gelenler boğaz tokluğuna çalıştırılıyor. Yine başta inşaat sektörü olmak üzere çok geniş bir tabana yayılan orta büyüklükteki işyerleri, sayıları karıncalar gibi artan aracı firmalar nedeniyle, çalışanların ellerine karınlarını doyuracak kadar para geçmesini engelliyor. Almanya’da çalışan AB ülke vatandaşlarının, memleketlerinde ikamet eden çocuklarına ödenen çocuk parası üç rakkamlı milyonlarla ifade ediliyor. Aynısı sosyal yardımlar için de geçerli; polonya’lı vatandaş almanya’da adres gösteriyor veya bir oda kiralıyor, sosyal daierenin bütün yardımlarından faydalanıyor. Kendisi memleketinde yaşamını sürdürüyor. Beyaz rusya vatandaşı, sahte romen kimliğiyle almanya’da çalışıyor. Kontrol diyeceksiniz; resmi rakkamlar göre, -ki gerçek rakkamların kat kat fazla olduğu belirtiliyor- 2015 ile 2016 yılların da bu memlekete her ay bir şehrin nüfusu kadan ekonomik göçmen geldi, bu yıl rakkamın ay değil de yıllık orta büyüklükte bir şehrin nüfusu kadar olduğu belirtiliyor. Yine de çok çok fazla. Ekonomik gücü ne kadar kuvvetli, halkı ne kadar insansever ve toleranslı, -46 yıldır aralarında yaşadığım bu insanların, hatta diğer avrupa ülkelerinde ki insanların da dar da kalanlara yardım için ellerinden geleni arkalarına koymadıkları adım gibi biliyorum- olursa olsun, aynı şekilde devam edemez. Maalesef Merkel ve hükümeti memleketi getirdikleri yeri görmedikleri gibi, halkın içinden yükselen sesi de duymuyorlar.
Almanya’nın yanlış yönetiminin meyvalarını! görmek için Köln, Berlin ve Münih gibi büyük kentlere gitmeye gerek yok, en küçük bir kasabasında şöyle bir yaya turlamanız yeterli; karşılaştığınız on kişiden altı yedisinin arabiş, araplığa özenen türkiş ve afrikalı müslümanlar olduğunu göreceksiniz! Almanlar azalıyor veya okus pokusla ortadan kayboluyor değiller; insanlar bilhassa bayanlar her tarafı dolduran mağara kıyafetli bu yaratıklardan korkularına, memleketlerinin sokaklarına bile çıkamaz oldular.
Başbakan Angela Merkel politikasını değiştirmeğe karar verse bile, memlekette yaptığı yıkımı tamir edemez, insanları yaşatan değerlere açtığı yarayı iyileştiremez, ayaklarının altına aldığı demokrasiyle barışamaz! Çocuk bir kere kuyuya düştü!

YAZARIN SON YAZILARI
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ