$ DOLAR → Alış: 4,70 / Satış: 4,72
€ EURO → Alış: 5,48 / Satış: 5,50

İSTİDATLAR VE KABİLİYETLER

İbrahim BOZKURT
İbrahim BOZKURT

Bir emekli eğitimci olarak üzüldüğüm önemli bir nokta vardır ki eğitim dünyamızın en dayanılmaz hafifliğidir.

Yıllar süren eğitim süreci tamamlandığında; “Ben istememiştim ki öğretmen olmayı”  ya da “Nasıl oldu bilemiyorum, baktım ki turizm okumuşum” v.b. ifadeleri kullanan insanlar sıkça rastlanılan örneklerdir.

Gerçekten de eğitim sistemimiz meslek seçiminde “Tam isabet” denilebilecek bir tespiti yapabilecek “Ölçme ve Değerlendirme” kabiliyetine sahip olamadı.

Batılı eğitim sistemleri incelendiğinde; “İstidat ve kabiliyetler” objektif biçimde tespit edilir ve beynin değerlendirilmesi, ülke adına ondan en üst düzey yarar sağlanmak üzere yetiştirilir. İstidatlar yatkın oldukları eğitimlere alınmak suretiyle, sevdikleri ve başarılı olabilecekleri biçimde yetiştirilirler. Kabiliyetler sürekli olarak geliştirilir, deneyimli hale getirilirler.

Bu tür yetişmiş insanlar, hayatları boyunca yetişmiş oldukları hususta en etkin görevlere getirilerek, adeta ödüllendirilir ve verimliliğe tavan yaptırırlar. Üretim, olmazsa olmazdır, gelişmiş ülkelerde. Zaten gelişmiş olmalarını üretime borçludurlar. Aksi halde, adı üstünde “Tüketici” olacaklardır. Böyle olsa gelişme göstermeleri imkânsızdır. Bu durum zaten eşyanın tabiatına terstir.

Yukarıda saydıklarımın gerçekleşmesi için üniversitelerin başarılarının üst düzey olması gerekir. Bir ülkede bakıldığında; en iyi ARGE, bilimsel çalışmaların doğduğu yer olmalıdır üniversiteler. Karşılaştırmak istemiyorum tabi, demek istediğim de ortada bir durumdur. Kaç üniversitede kaç akademisyen, ne kadar buluş yapmıştır? Ülkemizde kaç buluşun patenti vardır?

Bütün bunları sıralamak için uzun yazılar ve listeler hazırlamak gerekir. Yalnızca düz bakışla, o çalışmalara gerek kalmadan, ülkemiz okullarında nasıl eğitim verildiği ortadadır. Küçük Anadolu illerindeki üniversitelerin henüz rüştünü ispat edemediği gerçeği de ortadadır.

Neden yazıyorum bunları ve neden nokta atışı yapmıyorum?

Gerek görmüyorum da ondan. Mesela sadece bunlardan birine değinelim. Çok sayıda gençle konuşuyor, bazı üniversitelerin durumlarına az da olsa göz atabiliyoruz ya akademisyenlerde bulunan bazı davranışların başında “Bilim kıskançlığı” olsa anlamakta güçlük çekmeyeceğim. Yalnız, inanılmaz biçimde biri birileriyle uğraşarak, bilim yapmaya fırsat verilmediği yerleri tespit etmek, mümkündür. Hangi hoca, bir alt kariyere sahip olana nasıl engel koyuyor, hangi öğrencinin yolunu kesiyor?

Bunları canlı örnekleriyle üniversite yönetimi biliyor aslında. Bir engel koyamıyorlar. Aralarında ciddi manada siyasi çelişki yoksa engellemeye de gitmiyorlar.

Neden bunca örnek?

Şunun için ki bunlar severek, ya da istidatları veya kabiliyetlerine dayalı olarak görevlere gelmemiş kişilerdir. Bizzat tanıdığım, akademisyenler var ki verimli, iki kişilik çalışıyor, iki kişilik üretiyorlar.

Demek istiyorum ki;

Herkes istidatları, kabiliyetleri yönünde eğitilmelidir. Eğitim ve öğretim hem rahatlayacak, hem başarı oranı yükselecek, gelecek nesillere de kolayca aktarılacaktır.

Hangi meslek sahibi olursa olsun, siyaset yapabilir. En azından yaptığı siyaset yetkin olduğu konuya açık bir ağırlığı oluşturacaktır.

Her insan her mesleği yapamaz.

Geçmişte konuya hakim olmayan, alanıyla ilgili olmayan yetkilere haiz siyasetçilerin palyatif çıkışları ve yetkilerini bu yönde kullanmaları sonucu her meslekten genç “Öğretmen” olarak atandı. Maalesef, öğretmenlik mesleğinin bir istidat, bir kabiliyet (Ayrıca kariyer) mesleği olduğu düşünülmedi. Gayet doğaldır, o insanlardan da başarılı öğretmenler çıktı. Çoğunluğu ya sonradan; yetiştikleri alana döndüler ya da eğitim sisteminin başında öğretmen unvanlı öğretemeyenler olarak kaldılar.

Millî Eğitim Bakanlığının başına atanan büyüklerimiz içinde son 45 yıldır, merhum Avni Akyol’ dan başka eğitimci olmadı. Bu alanda akademisyenleri eğitimci ya da öğretmen olarak kabul etmek yanlış olacaktır. Millî Eğitim Bakanlığının içinden gelen, bakanlığı her haliyle özümsemiş, içine sindirmiş bireylerin bu alanı en iyi geliştirebilecek tedbirleri alması daha olası bir durumdur.

Maalesef; “Hiçbir şey olamıyorsan öğretmen ol gitsin” gibi yanlışlara fırsat verilmeyecek, öğretmenin korunması için gerekli tedbirleri alacak, öğretmenin kaybolan itibarının iadesini sağlayacak bir bakanlık yapısının oluşturulması elzemdir. Tam da vaktidir. Önümüzdeki seçimleri kazanan hangi parti olursa olsun, kim Cumhurbaşkanlığını alırsa alsın, ülkenin bekası eğitimle garanti altına alınacaktır. Buna önem vermelidir.

Tüm imkânları oluşturan eğitimdir. Tüm varlığımızı yükseltmek, yüceltmek eğitimle mümkündür.

YAZARIN SON YAZILARI
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.