$ DOLAR → Alış: 6,26 / Satış: 6,29
€ EURO → Alış: 7,37 / Satış: 7,40

KURTULUŞ SAVAŞI’NDA ÜÇ GİRESUNLU

Ayhan YÜKSEL
Ayhan YÜKSEL

KURTULUŞ SAVAŞI’NDA ÜÇ GİRESUNLU:

Giresunlu Hasbi Çavuş-Tirebolulu Sadık Onbaşı-Göreleli Mustafa

 

Giresun, Kurtuluş Savaşı’nda (1918-1922) Feridunzâde Osman Ağa ve Öksüzzâde Hüseyin Avni Bey komutasında gönüllü iki alayla katılarak “gazilik beratını” çoktan hak etmiş, ama bu beratı hâlâ verilmemiş bir ilimizdir. İki alayda gönüllü Giresunlular, Ömer Cinel’in benzetmesiyle “bir düğüne gider gibi” ölüme gitmişlerdir. Çoğu şehitlik mertebesine erişmişlerdir.

Gönüllü alaylarda Kurtuluş Savaşı’na katılan Giresunlular’ın hatıralarını Erden Menteşeoğlu Ağabeyimizin derlemesi “Giresunlu Fedailerle Konuştum: Onlar da Çılgındı (2008)” adlı kitabında okuduk. Gururlandık… Benim burada konu edeceğim Giresunluları Şevket Soğucalı anlatıyor. Bunlar Giresunlu Hasbi Çavuş, Tirebolulu Sadık Onbaşı, Göreleli Bilal oğlu Mustafa’dır.

Şevket Soğucalı’nın da yer aldığı müfreze Samsun-Aytepe civarında karlı ve soğuk bir günde Pontus’çuların taranması görevini sürdürmektedir. Müfrezeyi bir piyade bölüğü, bir makineli tüfek takımı ile “yukarıdan aşağı siyah aba zıpka ve başlık giymiş” yirmi beş gönüllü teşkil etmektedir. Bu gönüllü grubunda işten, sözden anlayan çok yakışıklı iki genç vardır: Giresunlu Hasbi Çavuş ve Tirebolulu Sadık Onbaşı. Gönüllü Giresun uşakları pek emir ve nizamdan hoşlanmadıklarından kendi bildiklerine gitmekte, serbest iş yapmaktadırlar. Müfrezede yer alan Giresunlular Hasbi Çavuş ve Sadık onbaşı ile disiplin altına alınmıştır. Ancak bu surette uyum sağlayabilmişlerdir. Kar bazı yerlerde 1 metreyi geçmektedir. Müfreze bata-çıka karda yürümektedir. Bu sırada yolun karşı kısmındaki ormandan ânî bir ateş yenir. Müfreze pusuya düşmüştür. Makineli tüfekler karın fazlalığından hayvanlardan alınmış omuzlarda taşınmaktadır. Hemen karşı ateşe başlanır ve ateş üstünlüğü sağlanır. Bu üstünlük karşısında aciz duruma düşen Pontusçular dağın sol tarafından ve Çarşamba istikametine akan Elit deresine doğru kaçışmaya başlarlar. Ağaçlar yapraksız, yer karla örtülü olduğundan kaçış sırasında bunların adedini, kaçış istikametleri kolayca tayin edilip takiplerine girişilir. Piyade erleriyle iş birliği yapan Giresunlu gönüllüler, teçhizatlarının hafifliğinden en ileriye geçmişler, dereye doğru bembeyaz karın üstünde aslanlar gibi kaçanların arkasından koşmaktadırlar… Pontusçuların bir kısmı dereyi geçmeyi başarmışlardır. Ancak, gidecekleri yolları ateş altına alan makineli tüfeklilerin ateşine maruz kalınca tekrar dereye dönmüşler ve derenin içine yığılıp kalmışlardır. Kurtuluş çaresi arayan Pontusçular’ın bir kısmı derenin akış istikametine dala, bata kaçmağa uğraşmakta, bir kısmı da yamaca tırmanmak ve böylece kurtulmak istemektedir. Hasbi Çavuş ile Sadık Onbaşı, en ileride oldukları için dereye sığınan Pontus’çuları diri yakalamak gayretiyle bunlara yakından “Telim Olun” diye bağırmaktadırlar. Önden kaçan Pontusçular’dan birkaç kişi de tırmandıkları dağdan ümitsiz bir gayretle ateş etmektedirler. Bu atışı önemsemeyen müfreze, bunları diri yakalamak için takip edebilecekleri istikameti tıkamakla meşgul iken Hasbi Çavuş ve Sadık Onbaşı derenin akış istikametinin aksine koşmaya başlamışlardır. Diğer gönüllü arkadaşları da bunları takip etmektedirler. Nihayet derenin müsait bir yerinden karşıya geçmek isterler. Su epeyi kabarmış ve hızlı akmaktadır. Buna ehemmiyet vermeyen Hasbi Çavuş ve Sadık Onbaşı yarı bellerine kadar yükselmiş dereye atlayarak karşıya geçmişler ve yapraksız dere fundalıklarının dallarını tuta tuta dağa tırmanmaya başlamışlardır. Gönüllülerden bazılı da onları takiben suyu geçmişlerdir. Pontusçular, sayıca azalmışlar ama ümitsizce de olsa ateş etmektedirler. Hasbi Çavuş ve Sadık Onbaşı, Pontusçuları arkadan çevirerek çember içine almışlardır. İki ateş arasında kalan Pontus’çular teslim olmayarak ateşe devam etmektedirler. Hedefi iyi tespit eden makineli tüfekler bunları birer birer oldukları yere mıhlamış, meydanda artık mukavemet edecek Pontusçular kalmamıştır. Bu duruma inanan Hasbi Çavuş ve Sadık Onbaşı, biraz evvel bunların ateş ettikleri yere koşarken ne yazık ki bir kayanın dibine çöken ve kayayı kendisine siper alan bir Pontusçu, Şevket Soğucalı’nın dediği gibi “bu iki aslan Karadenizliyi [Giresunluyu]” şehit etmiştir…

Göreleli Bilal oğlu Mustafa’ya gelince: Yer Sakarya-Duatepe. Mehtaplı bir gece. Yunanla sabaha kadar çok yakın mesafede savaşılır. Düşmanın meşhur bandosu susmuş, onun yerine cılız “zito” sesleri duyulmaktadır. Türk bölüğünde bu gece fevkaladelik görülmektedir. Hepsi son derece neşeli ve son derece zinde, o kadar atak, emir verilse düşman kurmayını haritasıyla beraber çadırdan alıp getirecekler… Beş Yunan askerinin arkasından bir tek erimizin koştuğu görülmektedir. Her er kesin neticeyi buralarda almak için coşmuş, şahlanmış. Yan taraftan bir takım sesler gelir. Bizimi askerler birbirlerine sorarlar:

  • Ne tarafa gaçdı?
  • Şincek buracıkdaydı.

Takip devam eder. Yedekçilerimiz katırlar yedeklerinde süratli arkadan koşup gelirler. Şevket Soğucalı sorar:

  • Hangi bölükdensin?
  • 38’in dördüncü bölüğünden.
  • Kimsin?
  • Yedekçi, Göreleli Bilal oğlu Mustafa;
  • Oğlum, diğer arkadaşların nerede?
  • Onlar geri kaldı;
  • Niye onlardan ayrıldın?
  • Önümde beyaz elbiseli bir başıbozuk koşuyordu. Onun peşine düşdüm; şu yamaçdan aşağı inerken gayboldu.
  • Belki kaçmıştır?
  • Gaçacak garer olmadı, şuralara bir yere sinmiş olmalı;
  • Öyleyse ara.

Şevket Komutan biraz önce konuştuğu, aradan bir süre geçince hatırına gelen Mustafa’nın olduğu yere gitmek istemektedir. “Göreleli” diye bağırır. Ses yok. Tekrar bağırır, yine ses yok. Yanlış yöne gittiğini düşünür. Bu sefer sağa yürür. Bir hayli gittikten sonra Mustafa’nın başıbozuk dediği beyaz elbiseli tercümanla oturmuş, sigaraları yakmışlar, ahbaplık ettiğini görür…

Kurtuluş Savaşına Giresun’dan katılanların daha böyle ne kadar anıları vardı kim bilir? Gönül tamamının derlenmesini arzu ederdi. Bu mümkün olmadı…

Kurtuluş Savaşı’na katılan ve bizlere bağımsız bir ülke armağan eden atalarımıza layık olabildik mi? Sevr koşullarının tartışıldığı bu zamanda başta Atatürk ve silah arkadaşları olmak üzere Millî Mücadele Kahramanı Osman Ağa’ya, Hüseyin Avni Alparslan Bey’e, Kurtoğlu Hacı Hafız Mustafa Zeki Efendi’ye, Ahmed Necmeddin Efendi’ye, 42. Alay ve amcam Eseoğlu Mustafa’nın da efradı olduğu 47. Alay kahramanlarına Tanrı’dan rahmet dilerim.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.