$ DOLAR → Alış: 6,26 / Satış: 6,29
€ EURO → Alış: 7,37 / Satış: 7,40

LEYLÂ

İbrahim BOZKURT
İbrahim BOZKURT

Gazetelerde yazılarımın neşredilmesi, yıllar öncesine dayanan bir geçmişe sahiptir. Siyaseti siyasetçilere bırakıp, siyasilerin işlerine yarayacak bilgileri içeren yazılar hazırladım. Yazılarım tamamen “Eğitim” içerikli oldu.

Yayımlanmış bir yazımda; Yaygın biçimde, erkekler tarafından kadınlara yönelik gerçekleştirilen bu saldırıların arttığı, kendini savunabilen yetişkinlerin yanında artık, savunmasız miniklere yöneldiği görülüyor. Hem de her geçen gün artan sayıda…

Her saldırıdan sonra, saldırganın hasta olduğu, ehliyet sahibi olmadığı, pişmanlık duyduğu gibi iyi hal içeren davranışı ele alınıyor. Hasta bir kişilik olabilir de… Tedavi edilmeli ama en ağır cezayı da çekmesi sağlanmalıdır ki muhtemel bir suç daha işleyip, başkasını mağdur etmesine fırsat verilmesi önlenmelidir” demiştik.

Şimdi “Ben demiştim” gibi geçersiz bir laf etmek değil, gayem. Bir eğitimci gözüyle ve bakış açısıyla belirleyip, yazıp açıklamaya çalıştığım mevcudu, tüm eğitimciler aynen tespit edip biliyorlar zaten. Millî Eğitim Bakanlığı yetkililerinin bütün bunlardan haberdar olmadıkları, bilmedikleri düşünülemez. Zaten düşünmek, safdillik olur. Öyleyse nedir olanlar? Bakanlık ne yapabilir?

Millî Eğitim Bakanlığı; fikri hür, vicdanı hür nesiller yetiştirme çabası içinde olmalı, yetiştirdiği neslin ülkenin geleceğini teminat altına alabilecek kapasiteye sahip olması gerekir. Bu teminat; “Sadece var olma adına değil, tüm iyilik içeren kelimelerin hayata geçirildiği bir toplumu oluşturma” olmalıdır. Programların sıkça değiştirildiği, davranışçı yaklaşımdan yapılandırmacı yaklaşıma geçilmesi çözüm değildir, olmadı da.

Programlarımız hangi yaklaşımla hazırlanmış olursa olsun, ülkemiz gerçeklerini iyi etüt etmiş, problemlerin tespitini yansız olarak yapmış olmalı ki çocuklarımızı yetiştirirken, eksiklerimizi giderecek biçimde yapılandıracağımız eğitim alanı açalım. Ya da davranışları istenilen seviyede yaşayan bir nesil yetiştirelim.

Millî Eğitim Bakanlığının değerli uzmanları, yöneticileri boş oturup, siyaset üretmeyi bırakmalılar. Bir üst okula yerleştirilecek öğrencilerin yerleştirilme şeklini değiştirme çabasını terk edip, öğrencilerimizi çağdaş milletlerin seviyesinde bilgi birikimine, beceriye ulaştıracak çalışmaların politikalarını geliştirmeliler. Aksi halde, bir bakanlık olmasından öte hiçbir iş üretemeyen, yararlı olamayan, tüketim alanından başka işe yaramayacak. Bunun için de öncelikle kariyer sahibi uzmanları değerlendirip, neslin sağlıklı gelişimini bilimle desteklemeliler.

Gündeme oturan, vicdanımızı yaralayan, içimizi kıyan, acıdan öte çocuk ölümleri, kadına şiddetin ardı arkası kesilmeyecek. Zira toplum, bilinçsiz yaşam, kalitesiz ve düzeysiz birikimle haşır neşir olmuş durumda. Prf. Fuat Sezgin hoca merhumu kaç kişi tanıyor toplumda? Hiç, hem de kocaman hiç… Kaç kişi okudu? Alanındaki akademisyenler… Ya halktan, okuyan kaç kişidir? Hiç, ne kadar? Kocaman bir hiç.

Yapılan son araştırmalarda; Finlandiya, Kanada ve birkaç ülkedeki veli birikim seviyesinin Türk öğretmenine eşit olduğu görülmüş. Bu ülkelerin öğretmen seviyelerinin ise Türk akademisyenlerin düzeyinde bulunduğu tespiti yapılmış. Yanlıdır, yansızdır bilemem ama okuduğumuz budur. Karşılaştırırsak, bilimsel anlamda yaya kaldığımızı görmemek mümkün değildir. “Neden?” sorusunu sormanın anlamı var mı? (Bu araştırmadan Türk öğretmeninin, başarısız olduğu anlamı çıkmaz. Eloğlunun velisinin, öğretmenlerimiz kadar birikimli olduğu anlatılıyor. Ya bizim veli profilimiz nedir?)

Biz Leyla kızlarımızın, Ayşe kadınlarımızın mağduriyetlerini gidermek, onları hür biçimde bir hayata hazırlamak istiyorsak eğer, her olaydan sonra; “Ölüm, idam, verin bize” naraları atan, sosyal medya paylaşımlarına, “ARTIK BU ÜLKEDE İDAMIN SÖZ KONUSU OLMASININ İMKÂNSIZLIĞINI, ALLAH’ IN YARATTIĞINI ÖLDÜRME EMRİNİ İNSANLARIN VERMESİNİN İSLAMİ DEĞİL, İSLAM DIŞI OLDUĞUNU ANLATMAK GEREKİR.”

Leyla’ ları taciz eden, öldüren ve kadınlarına şiddet uygulayanlara, ölüm sözcüğüyle yaklaşıp, cezalandırmanın da aynı boyutta olduğunun bilinmesi gerekir. Şiddet karşı şiddetle bastırılmamalı, bu gün küçük bir çocuğun katilini idam etmek, yarın bir sapığın başka bir küçüğü öldürmeyeceğinin garantisi değildir. Bir toplumun üyeleri; bu kadar çok ölümü konuşup, ölümü aramamalıdır. Ölüm çok yakında bırakalım herkes eceliyle ölsün. Bir toplumda geniş kitleler; böylesine idam feveranıyla bağırıyorlarsa bu durum gerçekten acıdır. Bu kadar insan öldürme hissiyle dolu olamaz. İdam isteyenler; infaz memuru olabilirler mi?

Bir bilimsel çalışmada; psikopatın beyninin öne yakın yaratıldığı tespiti yapılmış. Uzun çalışmalardan sonra sonuca ulaşan doktor, kendi beyninin de öne yakın olduğunu tespit ettirmiş. Çalışmalara giren bu kayıtlarda sonuç; PSİKOPAT BİRİNİN EĞİTİMLE, ŞİDDETDEN VE ÖLDÜRME EĞİLİMİNDEN UZAKLAŞTIRILABİLDİĞİ GÖRÜLMÜŞ.

İşin burasında; Eğitimin insan davranışları üzerinde her şeye kadir olduğu gerçeği vardır. Yalnız teşhisi iyi koyamayan doktorun tedavide başarı alması beklenemez. Bu acıyı yaşamamak için bakanlığın birkaç aşamadan oluşan tedbirler paketi kurgulaması gerekir.

Böyle giderse; “Paraları bas bas Leyla’ ya” söylemindeki kültürden “Leyla’ ların her yaşta taciz edildiği, şiddet gördüğü ve öldürüldüğü” kültüre geçişin çoktan oluştuğu ve böyle kalmayacağının bilinmesi gerekir.

İnsanları eğitelim ki bizleri acılara gömen, utanç verici eylemleri yaşatmasınlar.

Zamanı geldi ve geçiyor.

YAZARIN SON YAZILARI
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.