$ DOLAR → Alış: 6,12 / Satış: 6,14
€ EURO → Alış: 7,20 / Satış: 7,23

RAKI KOYDUM FİNCANA

Seyfullah ÇİÇEK
Seyfullah ÇİÇEK

“RAKI KOYDUM FİNCANA
HELE BAKIN MİCAN’A
KÖR OLASI KEL SEYİT
NASIL KIYDIN BU CANA”

Dün, Ordu’nun ünlü eşkıyası Hekimoğlu’ndan bahsetmiştik.
Bugün de sıra, halkın “Sevimli Haydut” dediği, Giresun’un ünlü eşkıyası “Micanoğlu”nda.
TRT Repertuarında da yerini alan bu ünlü türküyü bugüne kadar hemen hemen okumayan, plak ve albümlerine almayan sanatçı yok denecek kadar azdır.

YÜCEL ÖNER - MİCAN (KAHVE KOYDUM FİNCANA)

YÜCEL ÖNER – MİCAN (KAHVE KOYDUM FİNCANA)

Peki, yüz yılı aşkın bir maziye sahip bu türkünün kahramanı Mican’ın yaşam öyküsünü hiç merak ettiniz mi?
Mican’ın yaşam öyküsü 1957 yılında, Üsküdar’da noterlik de yapan merhum gazeteci-yazar Kerempeli Şaban Ersöz tarafından romanlaştırılmış, Giresun’da yayınlanan Karadeniz ve Yeşilgiresun gazeteleri tarafından tefrika edilmiştir.
Yıl 1957. Ünlü romancı Yaşar Kemal yakın dostu Şaban Ersöz’ü Giresun’da ziyaret eder. Hoş-beşten sonra ünlü romancı, “Ersöz” der:
-Bir eşkiya (İnce Memed) ben yakaladım, bir eşkıya da sen… Bırakma Micanoğlu’nun yakasını. Kitap haline getir.”
Ancak ne yazık ki en verimli çağında ani kaybından dolayı, Yaşar Kemal’in tavsiyesini yerine getirememiştir, Ersöz.
Bu misyonu daha sonra kardeşi, dostluğuyla her zaman onur duyduğum Giresun Barosu avukatlarından şair, yazar Ahmet Ersöz üstlenmişti. Daktilo edip kitap şeklinde ciltlettiği romanı ricam üzerine bir süreliğine emaneten bana vermişti. Maalesef onun da zamansız kaybıyla Micanoğlu kitap olma şansını ikinci kez kaçırmış oldu.
Micanoğlu’nun yaşam öyküsünü 9 Eylül 1992-22 Nisan 1993 tarihleri arasında
Yeşilgiresun’daki tefrikasından da okumuştum. 170 gazete sayfası hacmindeki bu romanın, özetinin de özetini anımsayabildiğim kadarıyla anlatmaya çalışacağım.
Asıl adı Hüseyin olan Micanoğlu, 1864 yılında Giresun’un Keşap ilçesine bağlı Engüz (Dokuztepe) köyünde doğmuştur. Medrese tahsili de görmüş yakışıklı bir delikanlı idi. Erzurum’da vatani görevini yaparken, nişanlısının bir başkasına verildiğini öğrenir. Firar edip memleketine gelir. Bir tartışma esnasında sabık kayınpederini öldürür. Sonra köyün sözü geçen yaşlılarından birinin aracılığıyla teslim olur. Bir süre sonra hapisten kaçarak izini kaybettirir. Kimliğini gizleyerek bir köyde öğretmenlik yapmaya başlar. Zamanla şüpheler üzerinde toplanmaya başlayınca, aralarında bir aşk doğan köyün muhtarının kızı Gülüşan’ı da yanına alarak köyden kaçar. Gülüşan’ı bir yakınının yanına bırakarak Gürcü Eyüp Ağa namındaki eşkiyanın çetesine katılır. Aba-zıpka, kabalak ve çizmeden oluşan kıyafetinin üzerine çapraz fişeklikleri kuşanır. Eline martinini alan, beline de tabancası ile kamasını takan Mican, tipik bir eşkıya olmuştur artık.
Eyüp Ağa bir süre sonra yaşlandığını ileri sürerek köşesine çekilir. Gözü pekliği, zekası ve liderlik özellikleri taşıması nedeniyle çetenin başına Micanoğlu geçer. Artık Giresun’un geçit vermez dağları, yemyeşil yaylaları, derin vadileri Micanoğlu’ndan sorulmaya başlar. Halkı soyup soğana çeviren, zulüm altında inim inim inleten zengin ağalar, beyler haraca bağlanır. Özellikle Giresun-Sivas yolu üzerindeki kervanlar soyulur. Elde edilen ganimetten çetenin payı ayrıldıktan sonra geri kalanı fakir-fukaraya dağıtılır. Yoksulluktan evlenemeyen yavuklular için düğün-dernekler kurdurur, çeyizlerini de kendisi düzer, bizzat düğünlerinde de hazır bulunur. Bu arada Giresun’dan, Trabzon’dan bölük bölük, tabur tabur kolluk güçleri takibe çıkarılır. Mican aklı ve cesareti sayesinde her pusudan, her kuşatmadan kazasız, belasız sıyrılmasını bilir. Hatta asker ve komutanlardan esir aldıkları bile olur. Ancak, “Onlar emir kuludur, gariptir” der, hiçbirine zarar vermez, hatta ikramlarda bulunduktan sonra serbest bırakırdı.
Aylar yılları kovalar…
Bu defa vurgunun adresi, bir Fransız direktör tarafından işletilmekte olan Aksu Vadisi Asarcık mevkiindeki maden ocağıdır. Baskın yapmadan önce bir mektup gönderir, haracını ister. Bu olay halk arasında türkülere konu olur:
“Vara vara vardım maden yoluna
Bir mektup yazdım direktörüne
Eğer bu fabrika işleyecekse
Bin altın göndersin Micanoğlu’na”
Direktör genellikle Fransa’da bulunduğundan, buranın idaresi karısı madam tarafından yürütülmektedir. Micanoğlu bu madene vurgun yapayım derken, asıl vurgunu yiyen kendisi olur! Madamla aralarında tutkulu bir aşk başlar. Gülüşan ise artık ikinci plana düşmüştür. Varsa, yoksa artık madam… Bundan sonra sık sık buluşmalar başlar. Bir taraftan vurgunlar, dağlardan yaylalara, vadilerden dik yamaçlara sık sık yer değiştirmeler, pusulardan kurtulmalar; öte yandan madam aşkı hızından bir şey kaybetmeden devam eder, gider.
Micanoğlu’nun Kel Seyit adında, koyun sürüsü sahibi yakın bir dostu vardır. Kolluk güçleri Micanoğlu’nun yakalanması için Kel Seyit’ten yararlanmak isterler. Kel Seyit olan biteni Mican’a anlatır. Micanoğlu artık yolun sonunun göründüğünü, tövbekar olup artık bu işlerden elini, eteğini çekme zamanının geldiğini düşünerek, fırsat kollamaya başlar. Yıllardan 1901’dir. Yaşı da 37 olmuştur.
Ölümü üzerine çeşitli rivayetler vardır. Bunların içinde en kuvvetli olanı şudur:
Osmanlı Hükümeti’nin talimatı üzerine bir gün Kel Seyit’in adamları Mican’ı yakalar. Bir yolunu bulup Kel Seyit’in adamlarının elinden kurtulan Mican bir kar kuyusu içinde bir süre saklanır ve hastalanır. Buradan çıktıktan sonra Dereli’nin Kurtulmuş köyüne geçer. Bu olaydan dolayı çok üzülen Kel Seyit, olaya karışan çobanlarından birini öldürüp Karagöl’e atar, daha sonra Mican’ı ziyarete gider. Hasta yatağındaki Mican, elbiselerinin öldürmüş olduğu adamına giydirilerek hükümete teslim edilmesini Kel Seyit’ten rica eder.
Bir süre sonra iyileşip ayağa kalkan Mican, köylü kıyafetine bürünerek, madamla buluşmak üzere yola koyulur. Bu arada üzerinde Mican’ın elbisesi bulunan ceset de Giresun’a getirilerek hükümete teslim edilir. Böylece Mican’ın Kel Seyit tarafından öldürüldüğü haberi kısa sürede etrafa yayılır. Köylerde hüzün vardır. Ağıtlar yakılır, gözyaşları sel olup çağlar. Oysa Micanoğlu tebdil kıyafet bir an evvel madamına kavuşmak heyecanıyla yoluna devam etmektedir. Dinlenmek üzere bir hana uğrar. Bir köşede bağdaş kurmuş olan bir ozan, bir taraftan sazının tellerine vururken, diğer yandan da yanık bir türküyle hanın duvarlarını çınlatmaktadır:

Rakı(1) koydum fincana(*)
Hele bakın Mican’a
Kör olası Kel Seyit
Nasıl gıydın bu cana
Oy benim canım Micanım,
Dünyalarda bir canım.

Martinimin pulları
Gece kestim yolları
Aslan Mican geliyor
Saymaz karakolları
(Nakarat)
Mican sen öleceksin
Kabire gireceksin
Dokuz tahta altında
Ne cevap vereceksin.
(Nakarat)
Karanfilim saksıda
Bir yar sevdim Aksu’da
Mevlam bizi kavuştur
Akşam ile yatsıda
(Nakarat)
Ayvasıl’ın turuncu
Espiye’nin pirinci
Ağaların içinde
Micanoğlu birinci
(Nakarat)
Mican’ımın martini
Dolar dolar boşalır
Kel Seyit’in gelinleri
Giyinir de kuşanır
(Nakarat)
Ayvasıl burun burun
Dayılar geri durun
Micanoğlu geliyor
Altına iskemle kurun
(Nakarat)
Karagöl obasında
Su içtim kana kana
Mican’ın ağaları
Ağlıyor yana yana
(Nakarat)
Galiser’i (2) ben yaktım
Kiresin’e (3) ev yaptım
Darılma padişahım
Eller ağzına baktım
(Nakarat)
Galiser yolu taşlık
Galiser yolu taşlık
Gotgile (4) hiç durmuyor
Her gün istiyor harçlık.
(Nakarat)
Micanoğlu kendisi için yakılmış türküyü dinlerken, hüzünlenir, mazi gözlerinde canlanır. Kim bilir belki de içinden, “Micanoğlu ölmedi. İşte burada!” demek geçer; yutkunur, söyleyemez. Ama o kararını çoktan vermiştir artık.
Bu duygular içinde handan ayrılan Micanoğlu, çok geçmeden madamına kavuşur. Ona her şeyi anlatır. Bundan sonra tek amacı kalmıştır; tövbe edip, hacca gitmek! Sevgili madamını yanına alan Giresun dağlarının taçsız kralı Micanoğlu, paralarının bir kısmını fakir, fukaraya dağıttıktan sonra Hicaz yollarına revan olur.
Bundan sonrası mı?
Bundan sonrası bilinmez. Bilinen bir şey varsa o da, halk müziğimizin büyük üstatlarından merhum Özay Gönlüm’ün tabiriyle, “halk denen büyük usta”nın Türk Musıkisi repertuarına (TRT Repertuar no: 1247) “Mican” adlı bir türküyü kazandırmış olması.
Mekanı cennet olsun!

ACIKLAMALAR:
(*) Türkünün bugüne kadar bilinen dizeleri bunlar olmakla beraber, TRT Repertuarına ilk üç kıtası girmiştir.
Zeybek tarzı olan bu türkü, Giresun’daki içkili alemlerin (ki, Giresun’da buna, ‘muhabbet” denir) en favori türküsü, olmazsa olmazıdır.
TRT Repertuarına girenlere, buradaki birkaç kıta daha eklenerek söylenir.
(1) Aslı “Rakı” olacak. TRT Repertuarına her ne hikmetse, “kahve koydum fincana”şeklinde alınmıştır.
(2) Galiser(=Karahisar): Şebinkarahisar’ın halk halk arasındaki söylenişi
(3) Kiresin: Giresun’un halk arasındaki telaffuzu.
(4) Gotgile: Çetenin paraya doymayan en acımasız bir adamının lakabı. Devamlı Micanğlu tarafından frenlenmiş, bir gün emir dinlemeyerek haksız yere cana kıyması üzerine Micanoğlu tarafından ortadan kaldırılmıştır.
Not: Merhum Kerempeli’nin eserini bulamayacaklarına göre, Micanoğlu ile ilgili daha ayrıntılı bilgi almak isteyen okurlarıma, Ayhan Yüksel’in konuya ilişkin belgesel makalelerini (internetten bulabilirsiniz) ve Yaşar Küçük’ün “Doğu Karadeniz Bölgesi Eşkıya ve Kabadayıları”(Serander Yayınları) adlı kitabını okumalarını öneririm. (S.Ç.)

YAZARIN SON YAZILARI
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.