$ DOLAR → Alış: 6,12 / Satış: 6,14
€ EURO → Alış: 7,20 / Satış: 7,23

TİREBOLU BEDREME KALESİ

Ayhan YÜKSEL
Ayhan YÜKSEL

Harşit vadisi, tarihî açıdan büyük öneme haizdir. Vadi boyunca tarihî yerler, eski iskân mahalleri, kaleler bulunmaktadır. Harşit vadisinde bulunan tarihî mekânlardan birisi de Bedreme (Petra kale/Taş kale) kalesidir. Bedreme, Merkez/Tirebolu (St. Jean), Andoz/Anduz (Aziz Antonyus) kaleleri ile birlikte Tirebolu (Tripolis/üç şehir) adının çıktığı ileri sürülür. Bedreme kalesi tabiatın harikası doğal bir kaledir. Bilge Umar, kelimenin Bedra-(u)ma’dan bozulma “Bedra-halkı” demek olduğunu, kaleyi kurup Petrum diye adlandıranların da Tirebolu’ya egemen olan Latinler’in yani Cenevizliler’in olduklarını ileri sürerse de bunun zorlama bir açıklama/yakıştırma olduğu söylenebilir.

Araştırmacılara göre kale ilk kez 1268’de kaynaklarda zikredilmiştir ve buraya Tent imparatoru John the Good gelmiştir. Bizans döneminden kalma 3 kilisenin izine bugün rastlanmaz.

Bedreme kalesi, Tirebolu’dan 5 km mesafede, Örenkaya köyü sınırları içindedir. Kale, deniz seviyesinden 400 m. kadar yükseklikte ve doğu tarafı dümdüz bir şekilde Harşit Deresine düşen bir zirvenin üzerinde kurulmuştur. Kaleden bakıldığında vadi; denizden bakıldığından Bedreme’nin 4 km güneyine kadar bir alan görülebilir. Kale, vadinin giriş ve çıkışını kontrol altında tutma, gözetleme ve muhafaza gibi amaçlara hizmet etmek üzere inşa edilmiştir. Kale, sahil ve vadi yollarına hâkimdir ve Orta Çağ’da işletilen Argyria madenlerine karşı oluşabilecek her türlü tehlike etkin bir şekilde belirlenir. Burası bölgeye Osmanlılar’dan çok önce gelmiş ve yurt tutmuş Türkmen boylarının Karadeniz kıyısına ulaşmalarını engelleyen son savunma mahalli özelliğini taşımaktadır.

Ne zaman yapıldığı kesin biçimde bilinmemekle beraber burası Giresun ili sınırları içinde Pazarsuyu, Batlama, Aksu, Yağlıdere, Gelevara vadileri ağzında kurulmuş kalelerin, yani savunma sisteminin bir parçası olarak Bizans veya Trabzon Rum İmparatorluğu döneminde içerilerden gelmesi muhtemel tehlikelere ve denizden yönelecek saldırılara karşı teşkil edilmiş olmalıdır. Bu sistem denizden yönelmiş korsanların, ticarette pay sahibi olmak arzusundaki İtalyan şehir devletlerinin donanmalarının tehdidinden ziyade bilhassa 13. yüzyıllardan itibaren Karadeniz uçlarını zorlamaya başlayan Türkmenler’in akınlarını önlemek maksadıyla daha berkitilmiş ve genişletilmişti.

III. Aleksios (1349-1390) döneminde yaşayan saray tarihçisi Panaretos’a göre imparator 1380 yılının Mart ayında karadan ve denizden Çepniler üzerine sefere çıkmıştı. 4 Mart Pazar günü ordusunu ikiye ayırmış, 600 piyadeyi Bedreme’ye göndermiş, kendi de süvarilerin ve piyadelerin önemli bir kısmının komutasını üstlenmişti. Bedreme’den yola çıkan 600 kişi Suma kaleye doğru yola çıkmış, katliam yapmışlar, kendilerini takip eden Türklerle her nerede karşılaştı ise savaşmıştı. Bu çarpışmalarda Komnenoslar 42, Çepniler ise erkek, kadın ve çocuk olmak üzere 100’ün üzerinde kayıp vermişti. Ancak bu müdafaa hattı, kitleler halinde Giresun’un güneyinden ve batısından akan Türkmen-Çepni kitlelerini engelleyemedi. Mücadelede, geniş vadiyi, Harşit çıkışındaki aynı zamanda denizi de gören ve son derecede stratejik ehemmiyeti haiz bir tepenin üzerinde bulunan Bedreme kalesi dikkat çekici bir rol oynamıştı. Bu önem, Osmanlı fethi sonrası hâlâ buranın kullanılmış olmasından da anlaşılmaktadır. Osmanlılar’ın bir gözetleme kulesi olarak kullandıkları Bedreme kalesi, onlardan önce Harşit ağzına doğru hücum eden Çepniler tarafından zapt edilmişti. Tahrir defterindeki bilgilerden anlaşıldığına göre Kürtün Çepni beylerinden Melik Ahmed Bey buranın fatihiydi. Bilahare Osmanlılar bölgeyi topraklarına katarken burası savaşılmaksızın teslim olmuştu. Bedreme kalesi Kürtün kazasındaki kalelerden dördüncüsü idi ve 1520 yılında 1 dizdar, 1 kethüda, 1 bevvab, 1 topçu, 1 kale imamı, 13 merd-i kale/müstahfız neferi vardı. Gündelikleri ise dizdar’ın 10, kethüdanın 7, imamın 5, bevvabın 6, topçunun 6, müstahfızların ise 4,38’er akça idi

Kale hakkında en detaylı bilgi veren yazılı kaynak 1817-1819 yıllarında Karadeniz kıyılarında dolaşan Trabzonlu Minas Bijiskyan’ın (1777-1851) eseridir. Ona göre kalenin içinde yaşayan “Derviş Kızı” denilen cesur bir kadın, muhtemelen Haznedarzâde Süleyman Paşa’ya karşı üç saat yukarıda olan kaleye sığınarak altı ay bir amazon gibi savaşmış, sonunda barış yoluyla teslim olmuştu. Kale kayalığın düzlüğünde kurulmuş olup içinde eskiden kalma sarnıçlar vardır. Türk fütuhatı esnasında buranın etrafında bulunan Rumlar yıllarca burada kalmış ve kayanın düzlüğünde ziraat yapmışlardır. Bunlar Türkler’i o kadar uğraştırmışlardır ki kendilerine “kötü Rum” anlamına gelen “Bedrum” adını vermişlerdir ki bu ad bilahare “Bedroma” şeklini almıştır diyerek Evliya Çelebivâri bir yakıştırma yapar. Fransız seyyah Cuinet, Trabzon’un fethi (1461) üzerine “Tirebolulu Rumlar’ın şehrin 33 km uzağında kurulmuş olan Petroma kalesine sığındığını, uzun süren bir abluka sonunda açlık nedeniyle gitmek zorunda kaldıklarını” söyler, ancak Bedreme adı konusunda bir yorumda bulunmaz. İngiliz Kinneir (1782-1830) de 1813-1814 yıllarını kapsayan seyahat notlarında Derviş Kızı’nın adını zikretmeden “kıyıdan 4 mil civarında bir tepenin üzerindeki Bedrama şatosuna sahip olan Türk kadınının kendine bağlı çok az sayıdaki adamlarıyla komşu paşaların kuvvetlerine karşı aylarca mukavemet ettiğini” kaydetmiştir. Trabzonlu Şâkir Şevket (1847-1878) de “… Tirebolu yed-i İslâma/İslâm eline geçtikten sonra oranın ahâli-kadîmesi bu kal’aya yığılarak Karadağ gibi mevki’nin yardımıyla bir hayali zamanlar âsâkir-i İslâmiyeyi işgâl ve hatta kemâl-i nefreti mutazammın olmak üzere bed Rumlardan galât olarak kal’ay-ı merkûmeye o zaman Bedruma tesmîye icbâr etmiş imiş” diye açıklar. Yine Şâkir Şevket, Kuğuoğlu ailesine mensup olan Derviş kızının Bedreme kalesine sığınarak Hazinedarzâde Süleyman Paşa’ya değil de Kethüdazâde Emin Ağa’nın babası Tirebolu müsellimi Kethüdazâde Halil Ağa’ya altı ay kadar direndiğini, sonunda “aman dilediğini” yazar.

1836’da Tirebolu’ya gelen İngiliz Hamilton (1805-1867) kaleyi “… nehirden yukarıya doğru manzara çarpıcıydı. 10 mil kadar uzakta, yüksek bir tepenin zirvesinde dikkate değer görünüşte bir kayalık gördüm. Rehberim ona tuhaf bir lisan karışımı ile Petra Kale/Taş Kale dedi. Ya da Kale. Tüm odaları ve bölümlerinin katı taştan kesilerek yapıldığı söylenen” diye tanımlar.

1840’da Tirebolu’ya gelen Alman Fallmerayar (1790-1861) ise Bedreme kalesi için şöyle yazmıştır: “… doğuya doğru, kentten bir saate yakın bir mesafede sıradağlardan aşağıya doğru içinde coşkulu bir nehrin aktığı romantik ve yabanıl bir vadi uzanmaktadır. Buna bugünün diliyle ‘Tirebolu Deresi’ deniliyor. Bu dere Gümüşhane’den geliyor. Vaktiyle deltasında, şimdi artık terk edilmiş olan gümüş kuyularını suluyormuş. Taşlı patikada, yarıkların ve tepelerin üzerinde hayranlık içinde birbirine geçmiş ve gür bir şekilde yayılmış olan geniş yapraklı çalılıklarından ve ağaçları uzun fındıklıklardan geçerek dereye doğru ilerliyorduk. Dere gür, derin ve tümüyle koyu ormanlıklarla kaplı vadide, sarmaşıkların yeşile ördüğü kayalıklar arasında öyle bir çağlayıp akıyordu ki!

Dere yukarı iki ya da üç saat mesafede, ormanın ortasında sarp kayanın üzerinde dikine, sanki suyun üstünde sallanıyormuş gibi terk edilmiş, refakatçilerin belirttiğine göre, taşlarla yontulmuş, Petra adını verdikleri kale açıkça görülüyordu”.

Bedreme kalesi, halen yöre halkının ağzında söylenegelen 19. yüzyılın ünlü âyan ailelerinin de barınağı ve aynı zamanda mücadele mahalli olmuştu. Nitekim bugün yörede çok iyi bilinen bir hikâyede Bedreme kalesi mekân olarak kullanılmıştır.

1806’daki Birinci Tuzcuoğlu ayaklanmasında soyları eski Çepni beylerine kadar inmekte olan Kelalioğlu Ali Ağa, bir kancabaş ile Tirebolu’dan ayrılarak Rize’ye Tuzcuoğlu’nun yanına kaçmış, oradan da Erzurum’a gitmiş ve 1816’ya kadar orada kalmıştı. 1816’da Erzurum’da bulunan Kelalioğlu Ali Ağa, Tuzcuoğulları’nın Trabzon’u zapt etmeleri hadisesine karışmış, oradan derhal Tirebolu’ya gitmiş, Tirebolu’ya hâkim olmuş ve Keşab’ı da eline geçirmiş ve Lâçinoğulları’nı oturtmak için Giresun kalesini kuşatmışlardı. Kuşatma sonucu kale Laçinoğulları’nın eline geçmişti. Fakat az bir zaman sonra İstanbul’dan gönderilen iki firkateyn ve bir korvetin yardımı ile Giresun, Keşâb, Tirebolu ve Görele zapt edilmişti. “Eşkıya makulesinden” olarak nitelendirilen Kelalioğlu Ali Ağa’nın da aralarında bulunduğu voyvodaların tedibi için harekete geçilmişti. Ali Ağa, yanında bulunan adamlarını Bedreme kalesine getirmişti. Bedreme kalesi eskiden beri eşkıyaya yataklık yapan yer idi ve yıkılması elzemdi. İşte, Kaleye sığınan bu 40 kadar eşkıya idam edilmişti. Kalenin eteğinde kitabesiz mezarların bulunduğu kabristan eşkıya olarak nitelenen 40 kişiye ait olmalıdır.

Bedreme kalesi efsanelere de konu olmuş bir yerdir. Bedreme kalesi etrafında masalımsı motiflerle süslenmiş rivayetler hâlâ anlatılmaktadır. Bu masalımsı rivayetlerden Kahyaoğlu Mehdi Cantürk’ün 1990’da anlattığına göre “Kethüdazâde Mehmed Emin Ağa, Tirebolu’da nüfuzunu gittikçe artırmış ve bu sebeple Tirebolu voyvodası Kelalioğulları ona düşman olmuşlar. Ancak Trabzon valisi Emin Ağa’yı takdir ettiği için ona bir şey yapamamış. Daha sonra Of civarında çıkan bir isyanı bastırmakla görevlendirilince Emin Ağa’yı yanına alıp buraya gitmiş, bu muharebelerde Emin Ağa ve askerleri kahramanlıkları ile ön plana çıkınca Kelalioğlu’nun düşmanlığı ve hasedi daha artmış. Emin Ağa ayrıca çıkan bir Ermeni isyanını da bastırmış. Tirebolu’ya döndükten sonra Emin Ağa’nın Bilal adlı oğlunun düğünü olmuş, Emin Ağa oğlunu Kelalioğlu’nun konağına el öpmeye göndermiş, ancak Kelalioğlu bunu konağında zehirletmiş ve çocuk az sonra ölmüş. Emin Ağa bunun üzerine Kelalioğlu’nun konağını kuşatmış ve onu öldürdükten sonra bütün ailesini yok etme niyetiyle çoluk çocuğunun saklandığı Bedreme kalesine gelip buradakilerin tamamını ortadan kaldırmış. Bu katliamdan yalnız kaleden aşağı atılan ve ağaç dalına takılan bir beşik içindeki kız çocuğu kurtulmuş, bu kız uzun bir ömür sürer ve Üçüncüoğulları’nın nineleri olur”.

Bu masalımsı, Kethüdazâde ailesinin Kelalioğlularını bertaraf edişi hakkındaki 20 Nisan 1809 tarihli bir rivayet Câbî Tarihi’nde de yer alır. Buna göre “Trabzonî Kelalioğlu adlı servet sahibi bir kimseyi Tayyar Mahmud Paşa (1801-1804) katl edip geride kalan küçük bir çocuğu Tayyar’ın validesi kendi koruması altına almış. Ancak Tayyar, çocuğun babasının yerine geçirmek bahanesiyle ondan alıp Bölükbaşıya teslim etmiş, fakat asıl niyeti çocuğu ortadan kaldırmak imiş. Tayyar’dan bu gizli emri alan Bölükbaşı çocuğu birkaç yerinden de yaralamış ve dereye atmış, öldüğünü sanmış. Derenin ağzına sürüklenen çocuğu yarı canlı bir halde Fransız gemisinden su almaya çıkan denizciler bulmuş ve onu iyileştirerek Fransa’ya götürmüş. Çocuk büyüyünce Fransız kralı onun asilzâde olduğunu anlamış ve çocuğun anlattıklarını dinleyerek babasının yerine geçmesi için eline bir mektup verip İstanbul’a yollamış. Çünkü çocuk gerçek niyetini bilmediği Tayyar’ın kendisini babasının yerine geçirmek istediğini, ama Bölükbaşının bunu dinlemeyip öldürmeye çalıştığını zannediyormuş. O sırada Tayyar da İstanbul kaymakamı imiş. Çocuk yolda iken savaş dolayısıyla Fransız kralının mektubunu görünce onu İstanbul’a iletmişler. İstanbul’a gelen çocuk Fransa elçisine uğramayıp doğru 100. bölüğe mensup bulunduğu için kışlaya gitmiş”.

Karaahmetli köyünden Mustafa Karadeniz’in naklettiği rivayete göre “Kelalioğlu Karaahmetoğulları’nın kızı Fatma Hanım’ı kaçırarak evlenip Bedreme kalesinde yaşar. Ondan bir kızı doğar. Fakat bir gün kapıyı geç açtı diyerek kızıp karısını tabanca ile boynundan vurarak öldürür (1809/1810). Ayşe Hanım’ın mezar taşında ecel-i kaza ile öldüğü ifadesi belki bu müessif hadiseyi telmih etmiş olabilir. İçinde kızı bulunan beşiği de kaleden aşağıya atar. Beşik bir ağaca takılır. Kelalioğlu Tirebolu’dan uzaklaşır. Beşiği bulan Karaahmetliler kız çocuğunu büyütürler. Şair ve yazar Behçet Kemal Çağlar gemiyle çıktığı bir Karadeniz seyahati sırasında uğradığı Tirebolu’da bu inanılmaz hikâyeyi öğrenmiş ve yazısında konu etmiştir.

1969’da define uğruna tahribe uğramadan önce Dr. John Haldon ve Miss Jane İsaac adlı iki İngiliz araştırmacının kale hakkındaki gözlemi şöyledir: “kalenin bulunduğu kayalık, dik ağaçların üzerinden dikkat çekici bir şekilde yükselir. Tek ulaşım yolu, güneydoğu yönünden; var olan tek girişe uzanan merdivenleri çıkmaktır. Basamaklar geniş karesel taşlardan yapılmıştır ve aşınma izleri vardır ama kayalıktan kesilmiş basamaklar da vardır. En üstte giriş kuzeyde çıkma yapan bir burçla örtülmüştür. Bu ve buna bitişik duvarda yığmanın üzerinin tamamen harçla kaplandığına dair izler vardır. Girişin sol tarafında/batı tarafında tonozlu bir tünel vardır. Ölçüleri 1.75 m yükseklik, 2.25 m uzunluk ve 0.75 m genişlik. Burada sağlam bir harçla doldurulmuş görece iyi yüzeyli ve iyi dizilmiş yığma vardır. Tünelin hemen kenarından başlayan ve kendi iç drenajı bulunan duvardan girişe doğru bir raf bulunmaktadır. Girişin sağına doğru burçtaki bir oyuk görünüşe göre başka bir tünelin başlangıcını işaret eder. Burcun kuzey kısmında kapatılmış bir havalandırma ya da pencere vardır. Kalenin iç tarafı 25 m’den daha uzun değildir ve kuzey ucuna doğru bir eğimle kayamsı yüzeyler vardır. Kenarlar genelde düzdür ve kısa bir istinat duvarından başka bir müdahaleye ihtiyaçları yoktur ancak batı tarafında kare bir burç güneydoğu tarafında da yarı dairesel bir burç vardır. Duvarların ortalama kalındığı 0.90 ile 1 m arasındadır. Ortalama boyutları 0.30×0.20×0.20 m olan görece iyi bileşimli granit blokları yüzeyleri kaplanmıştır. Çekirdek kireç ve çakıl harçla çok sayıda birbirine yakın paketlenmiş düz taşlar ve birkaç tuğla ile kiremit parçalarından oluşur. Kuzey duvarında drenaj delikleri ve ikisi de günümüzde dolu olan iki kuyu, ya da sarnıç vardır. Kalenin en yüksek noktasında girişe bakan, kayamsı bir çıkıntıda yer alan kuyu düzgün kenarlara sahip değildir ve görünüşe göre basitçe kayadan oyulmuştur. Girişin hemen kuzeydoğusunda yer alan kuyu ise iyi kesimli kare taşlarla düzgün hatlara sahiptir. 2 m. kadar kuzeyinde geniş bir kilden yapılma, harca batırılmış ve kaleye gönülmüş bir kanal vardır. Kale böylelikle kuşatmalara karşı koymak için gerekli şekilde donanıma sahiptir. Yığma sistemi her ne kadar bazı özellikleri Derebeyleri dönemine veya hatta son Derviş kızının savunma dönemine tarihlendirilebilse de ortaçağ aittir; temel olarak Ortaçağa aittir. Keskin kayalıklar üzerine inşa etmenin büyük teknik zorlukları hesaba katıldığında, dikkate değer derecede iyi kalitededir”.

1997 yılında da dört kişi (Feridun Emecen, Ayhan Yüksel, Hasan Yıldız [Mıcık], Şükür Dikmen) birlikte saha araştırması için kaleye gitmişlerdir. O günkü gözlemleri Feridun Emecen şöyle aktarmıştır: “… sabahın erken saatlerinde tarihî bir kıyı kasabası olan eski evleri ve kalesiyle dikkati çeken Tirebolu’dan hareket ettik. Buradan 5-6 km. mesafede Harşıt vâdisine girip içeri doğru sol cenahı takiple ilk hedefimiz olan tarihî Bedreme kalesine ulaştık. (…) [Burada] toprak bir yolun açılmış ve düzeltilmiş olduğunu gördük, kısa bir düzlükten sonra hemen karşımızda duran kayalığın tepesindeki kalenin eteklerine geldik. Burada kitabeli herhangi bir taşa rastlamadık. Kaleye çıkan son derece tehlikeli, taşlardan oyulma dar merdivenlerin iki yanına henüz yeni yapılan korkuluk, rahatça tırmanma ve inme imkânı tanımaktaydı. Daha önceleri buraya çıkmanın, her tarafın çıtırlık ve dikenliklerle kaplı, merdivenlerin son derece kaygan olduğunu hele inmenin büyük bir mesele olduğunu [bir önceki gelişimizden] biliyorduk. İçerisi Tirebolu kaymakamlığının [Muammer Kutlu] desteği ile küçük çaplı bir bakım geçirmiş ve elden geldiğinde temizlenmişti. Bizden bir gün önce definecilik merakının kötü örneğini görmüştük. Yapılan tahribat içyapıyı bozmuştu. İçeride Bijiskyan’ın belirttiği sarnıç hâlâ duruyordu. Bir başka yapı temelinin de cephanelik veya ikametgâh olma ihtimali vardır. Kaymakamlıkça kaleye bir bayrak direği dikilmiş, bir de kitabe konulmuştu. Ancak öncelikle içeride küçük çaplı bir kazı çalışmasının yapılması, temellerinin temizlenmesi, çevresinin bakımı gerekmekteydi”. Yapılan tahribattan kalenin üzerine inşa edildiği duvardaki Kızılbaş inanışının yörede yansıması olan “Hz. Ali’nin atının nal izi” figürü de kurtulamamıştı!..

Çok güzel bir görünüşe sahip kaleden bir tarafından geniş vâdinin iç kesimleri, diğer taraftan akarsuyun denize döküldüğü yer, hatta uzaklarda denizin maviliği görülmekte, Karadeniz’e has yeşillikler, başı dumanlı dağlar eşsiz bir manzara arz etmektedir. Bedreme kalesinin yolunun asfalt hale getirilmesiyle burası yerli ve yabancı misafirlerin ilgisine açılabilir ve daha rahat ulaşma imkânı elde edilebilir.

 

KAYNAKLAR:

BOA, HAT, nr. 1326/51737; Karadeniz Kappadokia’sı (Pontos), İstanbul 2000, s. 113; A. Bryer-D. Winfield, The Byzantine Monuments And Topography of The Pontos, Washington 1985, s. 143; Feridun Emecen, “Bedreme’den Kürtün’e: Harşıt Vadisine Bir Seyahat”, Tarih ve Toplum, sy. 166 (Ekim 1997), s. 51; İbrahim Tellioğlu, Panaretos Kroniğinin Türklerle İlgili Bölümleri”, Türk Dünyası Araştırmaları, sy. 143 (Nisan 2003), s. 68; A. Hahanov, Panaret’in Trabzon Tarihi (çev. Enver Uzun), Trabzon 2004, s. 90; Faruk Sümer, Tirebolu Tarihi, İstanbul 1992, s. 57; M. Tayip Gökbilgin, “XVI. Yüzyıl Başlarında Trabzon Livası ve Doğu Karadeniz Bölgesi”, Belleten, sy. 102 (Nisan 1962), s. 335; Hanefi Bostan, XV-XVI. Asırlarda Trabzon Sancağında Sosyal ve İktisadî Hayat. Ankara 2002, 280, 356, 454; P. Minas Bıjişkyan, Karadeniz Kıyıları Tarih ve Coğrafyası (trc. H. Andreasyan), İstanbul 1969); Cuinet, Turquie d’Asie, I, Paris 1892, s. 56; Kinneir, Voyage dans L’Asie-Mineure, L’Armenie et Le Kourdistân, Paris 1818, s. 73; Şâkir Şevket, Trabzon Tarihi (hzl. İsmail Hacıfettahoğlu), Ankara 2011, s. 89-90; Hamilton, Researcches in Asia Minor, I, London 1842, s. 258; Jakob Philip Fallmerayer, Doğu’dan Fragmanlar (çev. Hüseyin Sahiloğlu), Ankara 2002, s. 163-164; Câbî Ömer Efendi, Cabi Tarihi (hzl. M. Ali Beyhan), I, Ankara 2003, s. 429-430;  Behçet kemal Çağlar, “Ayın Sarı, Denizin Mavi, Fındığın Yeşil Selleri Arasında”, Şadırvan, sy. 15 (8 Temmuz 1949), s. 8.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.