$ DOLAR → Alış: 6,12 / Satış: 6,14
€ EURO → Alış: 7,20 / Satış: 7,23

TİREBOLU’DA GİYİM-KUŞAM

Ayhan YÜKSEL
Ayhan YÜKSEL

TİREBOLU’DA GİYİM-KUŞAM VE EV EŞYASI KÜLTÜRÜ (20. YÜZYIL BAŞLARI)

 

Giyim, “giyilen şey, giyecek elbise; giyinme biçimi”dir. Giyim-kuşam, “üste giyilen elbise ve diğer aksesuar, üst baş” anlamınadır. Giyinme, zorunlu ihtiyaçlar dışında toplumsal, siyasî, ekonomik ve meslekî statünün de bir göstergesi olmuştur. 19. yüzyılda bulunduğu coğrafyada bir kasaba/şehir statüsünde olan Tirebolu’da bir ailenin tereke kayıtlarından yola çıkarak giyim-kuşam ve ev eşyası kültürü yansıtılmaya çalışılmıştır. Konumuza kaynak Hamam Mahallesi’nden Hacıosmanoğlu Şâkir Ağa ve Havva Hatun’un kızları; Mollahasanoğlu İbrahim’in eşi Fatma Hatun’un tereke kayıtlarıdır. Fatma Hatun’la İbrahim toplam 4002 mehr-i müeccel ve mehr-i muaccel bedelle evlenmiştir. İbrahim, mehr-i muaccelini beş adet yüzlük altınla ödemiştir. Fatma Hatun, vefatından önce baba ocağında ince hastalık/verem ile uğraşmıştır. Fatma Hatun’un tereke kaydı, ekonomik ve sosyal statü açısından geniş bir yelpazeye sahip olup zengin bir kültürel malzemeyi içermektedir.

Fatma Hatun’un hayatta iken kullandığı giyim-kuşam kıyafetleri ve eşyası şunlardır:

Beheri 10’ar kuruş kıymetinde 18 adet pamuk çarşaf; 100 kuruş kıymetinde yünlü boy entarisi; 360 kuruş kıymetinde ipekli gelinlik; 100 kuruş kıymetinde kendirden imal edilmiş entâre; 3’er kuruştan 10’ar çift çorap; 1’er kuruş kıymetinde 30 adet uçkur; 2’şer kuruş kıymetinde 10 adet çember; 5’er kuruş kıymetinde 12 adet abdest havlusu; 120 kuruş kıymetinde bir takım hamam havlusu; 100 kuruş kıymetinde atlas boyalı yorgan; 700 kuruştan yün yüzlü 1 adet yazma yorgan; beher kıyyesi 10’ar kuruştan 72 kıyye 4 yün döşek; 80 kuruş kıymetinde 2 kadife yüzlü yastık; 30 kuruş kıymetinde 3 baş yastığı; beher kıyyesi 10’ar kuruştan 300 kuruş kıymetinde 30 kıyye yün taban minder; 80 kuruş kıymetinde 1 çeyiz sandığı; 20 kuruş kıymetinde âdî sandık; 1 lira-yi Osmanî kıymetinde bir çift kaloş kundura; 50 kuruş kıymetinde bir çift iskarpin kundura; 15’er kuruş kıymetinde kapakları ile birlikte 20 bakır sahan; 300 kuruş kıymetinde 10 bakır tencere; 40 kuruş kıymetinde 2 kıtık tepsi; 15 kuruş kıymetinde bir bakır lenger; 15 kuruş kıymetinde bakır mıhlama sahanı; 20 kuruş kıymetinde bakır süzgeç; 90 kuruş kıymetinde 2 bakır güğüm; 30 kuruş kıymetinde bir leğen; 30 kuruş kıymetinde bir su kabı; 1 lira-yı Osmanî kıymetinde 1 bakır mangal; 80 kuruş kuruş kıymetinde 2 bakır sini; 25’er kuruş kıymetinde 4 dastar; 3,5 lira kıymetinde 1 kilim; 10’ar kuruş kıymetinde 7 şilte; 20’şer kuruş kıymetinde 50 adet gazi altını; 20 adet 10’ar kuruşluk yarım gazi altını; 8 adet yarım Osmanlı altını; 4 adet lira-yi Osmanî çeyreği; 25’er kuruş kıymetinde 2 peçe; 24 kuruş kıymetinde çay ve kahve takımı; 10 kuruş kıymetinde çinko çamaşır leğeni; 30 kuruş kıymetinde gaz fırın ocağı; 20 kuruş kıymetinde çini tabak takımı; 5 kuruş kıymetinde 1 su bardağı; 1 adet lira-yi Osmanî kıymetinde 1 gümüş kemer; 5 kuruş kıymetinde bir hamam tası ve 1 adet sim mecidiye çift hamam nalını, 1 adet fil dişi tarağı; 20 kuruş kıymetinde 1 ipek baş çarşafı; 40 kuruş kıymetinde 5 adet beşibirlik, 5 adet lira-yi Osmanî.

Terekede yer alan iç giyim kıyafeti uçkurlar donları bağlamada kullanılırdı. Entari de donların üzerine giyilirdi. Başörtülerinden çember kadın giysilerindendi. Fatma Hatun’un ipekli gelinliği dikkat çekmektedir. Fatma Hatun’un yine çorap ve ayakkabı türünden çeşitli eşyaları da bulunmaktadır. Kunduranın yanında potinin sokakta kirlenmesini önlemek için üstüne giyilen, arkalıklı terlik biçimde yarım kundurası, yani galoşu olduğu görülüyor. Gösteriş ve statünün sembolü olan takı, aksesuar ve süs eşyaları arasında yüzük, bilezik ve küpeye rastlanmamakla beraber beşibirlik, Osmanlı gazi ve ata altını gibi ziynet eşyası da vardır.

Fatma Hatun’un terekesinde ziynet ve giyim-kuşam ile ev eşyaları yukarıda gösterildiği gibidir. Bunlardan günümüze neler kalmıştır, kalmışsa hangi varisimin elindedir bilinmiyor… Elde mevcut olsa idi Tirebolu’da kurulmasına çalışılan Etnografya Müzesi’nde teşhir edilecek malzemelerin başında gelirdi. Yine de vakit geçmiş değil. Köyde-kasabada bu tür “müzelik” malzemeleri “naylonculara” değil, kurulacak müzede teşhir etmek üzere ilgili yerlere vermek gerekir… Bunun için yerel kültür müdürlerine, din adamlarına çok iş düşüyor. Bu yazıya esas olan bilgileri bazı ilavelerle arkadaşımız Jülide Çiftçi’nin bir çalışmasından aktardım.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.